Baslangıç sayfası | Yazılar | Biz kimiz | Ilişki - Kontak |

Günün ayeti


Radyoya direkt giriş

Bu siteyi bir arkadasa tavsiye et

Kutsal Kitap ne öğretiyor? - Broşürler

Sigaranın Dumanı - İçkinin Dikeni

Sigaranın Dumanı

Gök kubbesi altında yeryuvarlağında her soydan her boydan kadının ve erkeğin, gencin yaşlının, sağın solun, ortanın, dinlinin dinsizin, ortaklaşa kullandığı, bir yandan tiksinti duyarken onu benimser göründüğü nesneye sigara ya da tütün demişler. Bazılarca tabut çivisi diye adlandırılan bu keskin kokulu yanıltıcı içkinin, uyuşturucuların en yakın dostudur. Kadına erkeğe sevgi ile yaklaşan Tanrı çeşitli tutkularla boğuşana sağduyu çağrısını duyuruyor: “Paranızı neden ekmek olmayan nesneye, emeğinizi de doyurmayan şeye harcıyorsunuz? Beni iyi dinleyin, iyi olanı yiyin. Semiz şey neyse onunla lezzetlenin” (Yeşaya 55:2).

Sigarayla ilgili acıklı gerçeklerden biri genellikle buna gençlik çağında alışılmasıdır. Sigaranın en yakın yoldaşları, en başta kanser hastalığı ve bunun yanı sıra bir sürü hastalık zinciri ve erken yaşta ölümdür. Son yirmi-otuz yılda bilim uzmanlarının bu yıkıcı nesne üzerinde yoğun araştırmaları ve çalışmaları pek çok acıklı gerçeği önümüze serdi. Kanserin yanı sıra, enfarktüs başta gelmek üzere çeşitli kalp hastalıkları, mide düzensizlikleri, pankreas bezi ve böbrek aksaklıkları, bilinç bozuk-lukları, sinir sarsıntılarının birçoğu, azak kesilmesi doğrudan doğruya sigara tutsaklığından kaynak-lanmakta. Son günlerde sigara tutkusunun şizofreniye bile katkıda bulunduğu sonucuna varıldı.

Bronşit, nefes darlığı, sürekli öksürük, hazım güçlüğü türünden birçok hastalığın kökeni yine sigarada. Hamile kadının fütursuzlukla sigarayı tüttürmesi karnındaki dölütü akla gelmedik hastalıklara ve ıstıraba açık bırakıyor. Ciğerlere oksijen gönderilecek yerde karbonmonoksit, arsenik ve katran gönderilerek zavallı dölüte zoraki sigara tüttürülüyor. Doğan çocuk normalden hafif hem de hastalıklar kapmaya her an açık. Bunun sonucunda bir sürü çocuk ölümle boğuşmakta. Sigara tutsağı genç kadın korksun!

Bu yanıltıcının sonu olmayan etkenleri güngünden kabarmakta, hem bedenin hem de ruhun her yanına dal budak salmakta. Neye benzer bu? Üzerine titrediğin değerli bilgisayarın kapağını aç, içine incecik kum serp, kapağı kapatıp onun düzenle çalışmasını bekle! Bilim gırtlak kanserine yakalananlardan yüzde 99’unun sigara tiryakisi olduğunu vurguluyor. Günde bir paket tütüren ellilik insan sigaraya el sürmeyen yetmiş beşlik bireyle eşit oranda hastalık göğüsleyebilme yeteneğini taşıyor sadece. Bronşitin oluşturduğu nefes borusu tıkanıklıklarının başlıca etkisi sigaranın taa kendisi.

Daima temiz havayı arayan, buna özenen zavallı ciğerler kirli ve zararlı dumanı içeri sindirmeye zorlanıyor. Ağızdan çekilen o zehirli duman burun deliklerinden dışarıya çıkıncaya dek dille anlatılamayan yıkıcı sonuçları beraberinde taşıyor. Beden parçalarının dili olsaydı herbirinin bu yanıltıcıdan çektiği acıyı, ıstırabı açıklayışını dinlemek yürekleri burkardı. Gizli zarar gecinden sırıtır. Akciğerde bulunan nefes borularında sadece mikroskopla seçilebilen kılcıklar bulunur. Bunların görevi mukosu (balgam) temizlemektir. Silia diye bilinen bu küçücük kılımsı uzuvlar mikroskopun altında bir buğday tarlasını anımsatır. Sigaranın amansız dumanı ciğerlere gönderilince korkunç bir fırtınanın güzelim başakları yere serdiği gibi, zavallı kılcıkların tüm yararı ve etkisi hiçe indiriliyor. Kılcıklar savunma yeterliliğini yitirince nefes boruları sık sık balgamla tıkanıyor. Sigara kullananın ikide bir öksürerek boğazını temizlemeye çalışması bunun belirtisidir. Sigaradan vazgeçildiğinde bu sakatlık giderilebilir, hasta yerler iyi edilebilir.

Sigaranın oluşturduğu sayısız orman yangını ve başka bir sürü yangın nasıl unutulabilir? Sigara nedeniyle yitirilen iş saatleri, sigortalara hastahanelere dökülen paralar, işgal edilen yataklar, kaybedilen ayaklar, ilaçlara atılan dövizler korkunç sonuçlar arasında. Kadının erkeğin parmakları arasındaki nesneyi umursamadan sergilemesi, yanındakileri rahatsız etmesi katmerli bunalımın başka bir göstergesi. Bilim sigara tüttürenlerin çevreyi saran dumanından onu kullanmayanların çektiği işkenceyi sürekli belirtmekte. Bu yolla kansere ve başka hastalıklara yakalananların sayısı az değil. İkinci elden çektirilen, pasif yolla gelen hastalıklar zinciri deniliyor buna. Çoluk çocuk bu amansız işkencenin mengenesinde.

Nedir bu sigara? Amerika kara parçası bulununcaya dek sigara alışkısının pek bilinmediği bir düşünülsün. 1613 yılında John Rolfe adlı para babası, sömürü yöneticisi, ne ettiğini bilmez bir vurguncu ilk tütün balyalarını Amerika’dan Avrupa’ya yollamakla bu öldürücü nesneyi dünya çapında kullanıma soktu. Sıraladığımız yıkıcı sonuçlarsa ancak son elli yılda sahneye çıktı. O gün bu gün sigaranın dumanı her yerde tütüyor, tez elden mezarlar eşiliyor. Bir günde tütüne harcanan paralarla yeryüzündeki bütün aç insanlar doyurulabilir, sayısız kişiye ilaç sağlanabilirdi. Yeşaya peygamber İsa’dan yaklaşık 750 yıl önce yaşadı. Çarpıcı bir sözle sigarayı sanki herkese sergiliyor: “Kül yiyor; aldanmış yürek onu saptırmış, canını özgür kılamıyor. Hem de, ‘Sağ elimdeki yalancı şey değil mi?’ diyemiyor” (Yeşaya 44:20). Bu türden düşündürücü açıklamalar var Tanrı’nın canlı Sözü’nde. Eski Mısır’ın, Amerika yerlilerinin kahinleri kendilerine özgü törelerle oyalanırken sigara yakar, din icapları gereğince putlara üfler, bu arada sunular sunardı. Taşa, tahtaya, madene eğilenlerin anlamsız alışkıları gence yaşlıya ölümcül moda, kan kusturan huy kesildi şu çağda.

Bu zararı, kokuyu ve yaka silkilen belayı ne giderebilir? Sigara isteğini kamçılayan etkenlerin ba-şında bencillik, zevki okşayıcılık ve günah sırıtıyor. “Bedeniniz tepeden tırnağa sağlıksız, taze dar-be izleriyle, yara bereyle dolu, temizlenmemiş, yağla yumuşatılmamış, sarılmamış” (Yeşaya 1:6). Bedenin ‘daha daha’ diyen dileklerini dinsel töresel uygulamalar gideremez. Bu yengi ve üstünlük ölümü yenen kurtarıcı Mesih’ten kaynaklanır. Bunları alt edebilen güç Rab İsa Mesih’tedir. O’nun sağladığı ruhsal yaşam gerçekleşince nikotin işkencesinden özgür edilmek kıvandırıcı gönence dönüşür. Bu ilişkide Sevinç Getirici Haber şöyle der: “Çünkü Mesih bağlılığında yaşam veren Ruh’un yasası beni günah ve ölüm yasasından özgür kıldı. Çünkü bedenin gereksiz istekleri yüzünden ruhsal yasanın güçsüzlükten ötürü yapamadığını Tanrı yaptı” (Romalılar 8:2-3).

İçkinin Dikeni

Çürük tahta mıh tutmaz demiş atalar. Oysa bir zamanlar sapasağlam ağaçtı o. Varlığını içkiyle yıpratanın durumu sürekli çürüyen tahtadan da beterdir. Bundan zarar çıkmayacağını düşünebilir o kişi; ama gerçek bambaşkadır. Konuya ilişkin Tanrı Sözü’nde vurgulanan uyarı şöyledir: “Kandırılmayın! Tanrı’yla eğlenilmez. Herkes ne ekerse onu biçecektir. Bedenin gereksiz isteklerini hoşnut etmek için eken çürüme biçecek. Buna karşı, ruhu hoşnut etmek için eken Ruh’tan sonsuz yaşam biçecek” (Galatyalılar 6:7- 8).

Alkolün yıkıcı etkisi evrensel çaptadır: Yıpranan yaşamlar, sönen yuvalar, harcanan insanlar.. İçki sonucu giderek yoğunlaşan adam öldürme, kız kadın zorlama, trafik felaketleri, boşa giden iş saatleri, vb. da ayrı sorun. Kutsal Kitap’taki uyarılar zinciri şöyle sürdürülür: “Şarap gülünçlükle sonuçlanır, sert içkiyse çatışmayla... Bunun ardından sürüklenenin aklı kıttır... Şarabın kıpkırmızı olmasına, kadehte rengini pırıldatmasına, kolaylıkla içe sindirilmesine kanma. Sonunda yılan gibi ısırır, engerek gibi sokar. Gözlerin yabansı görüntüler görecek, yüreğin de sapık sapık sözler söyleyecek” (Sül.Özd. 20:1; 23:31-35).

Bu ilşkide İsa Mesih’in öğüdü şudur: “Kendinize dikkat edin; zevk-sefayla, sarhoşlukla, yaşamın kaygılarıyla yürekleriniz katılaşmasın. Ve O Gün size bir tuzak gibi ansızın gelmesin” (Luka 21:34). Ardından bu önemli uyarılar şöyle sürdürülür: “Güne yaraşır biçimde vaktimizi saygıdeğer tutumla geçirelim; içkili-gürültülü eğlence alemleriyle, sarhoşlukla, rasgele yatak arkadaşlıklarıyla, soysuzlukla, kavgacılıkla, kıskançlıkla değil” (Romalılar 13:13). “İçkiyle sarhoş olmayın; bu aşağılık bir şeydir. Tersine Ruh’la dolun” (Efesoslular 5:18). Tanrı’dan esinlenen Söz değişmemiştir, sağduyuludur, usa uyumludur.

Konuyla ilgili olarak Tanrı peygamberlerinin ağzından şu Söz duyuruluyor: “İçkinin ardından koşmak için sabahleyin erken kalkanların, geceleyin geç vakte dek şarapla kızışıncaya dek eğlenenlerin vay başına!..” (Yeşaya 5:11). “ Yeryüzü sarhoş bir insan gibi sendeliyor, bir salıncak gibi sallanıyor“ (Yeşaya 24:20). Başka bir peygamber de yine bu derin yarayı deşiyor: “Komşusuna içki içirenin vay başına! Ona zehirini katıyorsun, onların çıplaklığına bakmak için onları sarhoş ediyorsun“ (Habakkuk 2:15).

Ve peygamber günah tutsaklığında ağınanların sarsıntısını şu betimsel dille anlatıyor: “Yürek her şeyden daha aldatıcıdır ve çok çürüktür; onu kim anlayabilir?” (Yeremya 17:9). Yüreğin kandırıcılığı temel sorunumuzdur. İçki kadehinden destek ve avuntu arayanı düş kırıklığı, çöküntü bekler. Yalan bu insan kardeşi yıkıma götürmekte. Aynı kesimde günahlı insanın içtenlikli haykırışı dile getirilir: “Ya RAB, beni iyi et ve iyi olacağım. Beni kurtar ve kurtulacağım” (17:14). “Kurtuluş RAB’tendir” (Yunus 2:9). Ne bir dinden, ne töreden, ne oruçlardan, ne de psikiyatri tedavisinden olumlu sonuç çıkabilir. Acıklı gerçeği biz günahlı yaratıklarından daha iyi bilen Tanrı, insan bedeni kuşanan kurtarıcı Mesih’i değil salt alkolden ama her illetten kurtarsın diye gönderdi. Yeni yaşamı, yeni istemi ve istekleri verebilen tek kişidir O. Varlığı içkide, ya da başka her çeşit tutsaklıkta kenetleneni İsa Mesih parlak değişmeye ve yeni insanı bütünlemeye ileterek gerçekleştirir. O’nun arıtma, sağaltama, yenileme gücü tarih boyunca denenmiştir. Bu tutsaklığa sürüklenene doğrulttuğu soru şudur: “İyi olmak ister misin?” (Yuhanna 5:6). Günahtan arıtılmış, Tanrı gücüyle yenilenmiş yaşam tazeliği O’ndadır. Sigara, içki, uyuşturucular, vb. tümü birer kaçamaktır. Kesin çözümün nerede bulunduğunu kestiremeyen yitik insanın çetin sorunlara çözümsüz çareler araması. Oysa sevgi kaynağı Tanrı yüklü canı somut yardımcıya, kurtarıcıya çağırıyor. Kesinlikle arıtılmak için bu Dost’a iman etmek istemez misin?

Uzmanlar-araştırmacılar içkiden kaynaklanan sağlık sarsıntılarını güngünden daha geniş çapta önümüze sermekte: Alkol kanı pıhtılaştırıp tutkal gibi yapışkan duruma sokuyor. Sıtma ve aşırı yanma etkisi de aynı sonuçları doğuruyor. Kırmızı kan hücreleri yapışkanlığa dönüşünce kanın dolaşımı aksıyor. Sonunda gerekli oksijen beyine ulaşamıyor. Oksijen sadece kan dolaşımıyla hücrelere ulaşabilir. Oksijensiz kalan hücreler hemencecik ölüyor, yerine başkaları yetişmiyor. Her içki alemi on binlerce beyin hücresinin ölümüyle sonuçlanıyor. Alkol karaciğer, böbrek, kalp damarları türünden beden parçalarının hücrelerini de mahvediyor. Bunlardan ayrı, beyinde oluşan zarar ve sarsıntılar arasında sürekli unutkanlık, körleşmiş duygu, karar verebilme yeteneksizliği belirmekte. Alkolik kişinin beyni yararsız bir et parçasına dönüşmüştür. Kuşkusuz yapıcı girişimlerde yararlılık gösterebilirdi o!

Bunalımın tarihçesi çok eskidir. İçki kurbanlarının sayısı tüm savaşlardaki can kaybından da aşkındır. İçki sonucu boşanmalar başka boşanmaları geride bırakıyor. Aileler yıkılıyor, çocuklar dörtyol ağzında kalıyor; içki tutsağı kişinin çoluğunu çocuğunu düşünmek yürek burkucu. Uyuşturuculara tutsak nice genç ilkin alkole yakalandığını, beklediği zevki orada bulamayınca afyona, morfine kayıverdiğini derin üzüntüyle anlatıyor. Gençler ikisini karıştırınca bir felaket dünyası oluşuyor. Her köşede açılmış yaralar sırıtıyor. Alkol tutsağının kişisel istem ve kararla içkiye rest çekebilmesi çetin iştir. Pek çok kişi bunu denedi, başarı elde edemedi. Bireyin iç dünyasında tanrısal eylem gerektir. Bunun nedeni şöyle belirtilir: “Yürek her şeyden çok aldatıcıdır; aşırı oranda düşüktür. Onu kim bilebilir?“ (Yeremya 17:9). Niceler alkole aldanarak, aldatılarak kapıldı!

Günahlılığını anlayan seven Tanrı’dan dilekte bulunursa kurtarıcı İsa Mesih günahtan arıtmaya, yenilenmiş yüreği sağlamaya her an hazırdır. Yeni yaşamın kaynakları O’ndadır. Şu güvenlik sözü O’na iman edene ilişkindir: “Çünkü her kim Mesih bağlılığındaysa yeni bir yaratıktır. Eskisi geçip gitti, işte yepyeni oldu“ (II Korintoslular 5:17). Yaşam yüklerinden ve kaygılarından kaçabilmek için kadehe sarılmak, sonuçları yıkım getiren bir zevki aramak öndeki somut fırsatı bile bile tepmektir. Mutluluklar bolluğu Tanrı katındadır. Bunlar Mesih’in kurtarışını imanla değerlendirenindir.

Siğınmacılar - Gerçek Sığınmacılar

Siğınmacılar - Gerçek SığınmacılarSiğınmacılar - Gerçek Sığınmacılar

Son kırk yılda ulusları, toplumları, çeşitli yardım kurumlarını uğraştıran bir gelişim güncel konu.. Gözlemciler bunu evrensel bunalım olarak nitelendiriyor. Görülmemiş bir insan akımı ülkeden ülkeye taşıyor: Sığınmacılar, iltica hakkı arayan milyonlar ve bu sele kaptırılan milyarlar. Kadın erkek, çoluk çocuk, genç yaşlı çeşitli nedenlerle yerine yurduna rest çekiyor, kaçamak yollarla başka ülkelerde olanaklar arıyor! Ne pasaport, ne denetim, ne de kontrol! Ama bunlardan daha etkin karanlık örgütler yoğun çabayla bu işi körüklüyor: Insan kaçırarak astronomik kazançlar sağlayan uluslararası mafiya ağları.. Insan kardeşin yarasından, acısından para kırmayı başarabilen can bezirganları bazı durumlarda parayı alıp bulut oluyor ya da tuzağa düşürdüklerinin acıklı ölümünü seyrediyor ve yeni baştan paçaları sıvayıp kirli işi sürdürüyor.

Kaldığı ülkede durumu çetin bulan niceler çözümü yasasız yolla başka yere sızmakta buluyor: Sağcıyım, solcuyum, şeriatçıyım, baskı gören azınlıktanım, inancım yüzünden topun ağzındayım, vb. Kuşkusuz pek çok insan sığınmacılıkta haklı! Belki de yurdunda işkence çekecek, cezaevine tıkılacak, canına kıyılacak. Eşini çocuklarını bırakıp özgürlük ve güvenlik aramak nicelerin can kaygısı! Ama yaranın uzantıları saymakla tükenmiyor: Ailelerin parçalanışı, verimli olabilecek yaşamların verimsizliğe eğitimsizliğe kayışı, nicelerin yasasız eylemlere dalışı ve ardı gelmeyen kargaşalıklar zinciri.

Görülebileceği gibi bu işi yararcılığa dönüştürerek salt ekonomik kovalayışla ya da serüven aşkıyla sığınmacı olanlar çok. Havadan sudan özürle iltica, öbür ülkenin bütçesini zorluyor. Antla, yalanla hatta mayın tarlalarında, kudurgan dalgalarda ya da dapdaracık dehlizlerde havasızlıktan, susuzluktan canını yitirmek bu atılımın yürek burkucu akıbetlerinden. Ademoğlu sanki yanlış işe doğmuş! Sığınmacılığın üçkağıtçılığa dönüşmesi utandırıcı yüz karası! Insansal felaketlerle beliren çağımızın bellibaşlı dertlerin biri de bu.. Gelişmiş ülkeler ne yapacağını şaşırmış!

Bize yepyeni bir gelişim gibi gelen iltica nereden doğdu? Uygulama Musa’nın günlerine dayanmakta. Tanrı İsrail halkını bir ulus olarak kurarken Musa’ya onlarla ilgili yasalarını verdi. Bunlardan birinde ilticaya da yer ayrılıyordu: Üçü Erden ırmağının doğusunda, üçü de batısında olmak üzere altı iltica kenti ayrılacak. Bu kentlere sığınma hakkı şöyle tanınıyordu: Birisi kaza sonucu, hiç tasarlamaksızın —örneğin ormanda odun keserken— soydaşını öldürecek olsa, öç alıcılardan kurtulabilmek için en yakındaki sığınma kentine kaçacak. Ama sığınmanın gerçek ya da yapmacık olduğu kişiyi tanıyan toplum ihtiyarlarından oluşan özel kurulda kararlaştırılacak. İki tanık dinlendikten sonra, ihtiyarlar o kişinin soydaşını isteyerek öldürmediğini kesinleştirecek. Bu adam en yakındaki sığınmacı kentine kaçacak, hiç kimse onu oradan çıkaramayacak.. Bu yerlere ileten yollara SIĞINMA KENTİNE GİDER diye yazılı levhalar konularak yöntem gösterilecek. Sığınan kişi suçuna karşı parayla kurtulmalık ödeyemeyecek. Bu sığınma yerinden ayrılırsa yakalanıp öldürülebilecek. Korkusuzca orayı bırakması tek koşula bağlıydı: Toplumun başrahibi ölünce, sığınmacı kendi kentine, köyüne, yakınlarına dönebilecek.

Bunun yanı sıra, Tanrı Eski Antlaşma’da İsrailliler’e şu ilkeyi buyuruyor: “Efendisinden kaçıp size sığınan köleyi efendisine teslim etmeyeceksiniz. Bırakın kendi seçeceği yerde, beğendiği bir kentte aranızda yaşasın. Ona baskı yapmayacaksınız” (Yasanın Tekrarı 23:15,16). Bu yöntemin sonrası olarak, tapınaklara sığınma çabası belirdi: “Adoniya ise Süleyman’dan korktuğu için, gidip sunağın boynuzlarına sarıldı” (I.Krallar 1:50). Ve bu eski sığınma sağlayışlarından kaynaklanan ilticacılık günümüze dayandı.

Gerçek sığınmacının itkisi korkudur. Candan tatlı ne var? Günahların için senin içinde de yoğun korkular barınıyor. Hak Yargıç Tanrı’nın gerçekleştireceği cezadan nasıl kaçacaksın? Nereye sığınacaksın? Cezadan kurtarabilen sağlam sığınağı nerede bulacaksın? Yıllar öncesi işlediğin kötülüğü belki unuttun! Ama günlerden bir gün o eski suç sırıtıverir. Bazıları zaman aşımı yasalarından yararlanabilir; ne var ki, suç suçtur. Örtbas edilebilse bile üzerinden sünger geçirilemez. Davut peygamber yakınır: “Günahım sürekli karşımda. Sana karşı, yalnız sana karşı günah işledim. Senin gözünde kötü olanı yaptım“ (Mezmur 51:3,4). Yeşaya peygamber de şu ikrarda bulunur: „Günahlarımız bize karşı tanıklık ediyor” (59:12). Musa peygamber halka şöyle der: “Günahınıza gereken karşılığı alacağınızı bilmelisiniz” (Çölde Sayım 32:23).

Senin de bir günah ve suç sorunun var: “Tümü günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı... İnsanları bir kez ölmek, ardından da yargılanmak bekliyor” (Romalılar 3:23; İbraniler 9:27). Ölümden korkarız; ama da-ha çok gelecek yargıdan korkalım. Yargı yetkisinin yanı sıra, Tanrı günahlıya sığınma çaresini açıklıyor. Kutsal Kitap’ta yazılıdır: “Hepimizin öleceği kesin, toprağa dökülüp yeniden toplanamayan su gibiyiz. Ama Tanrı canı almaz; sürgüne gönderilen kişi kendisinden uzak kalmasın diye çözüm yolları düşünür” (II.Samuel 14:14).

Musa’nın gününde kaza sonucu insan öldürene Tanrı sığınma kentleri ayırdı. Bu Tanrı, çağları toplumları kapsayan eylemle suçluyu yargıdan, sonsuz cezadan kurtarabilen günahsız Mesih’i yeryüzüne gönderdi: O öldü, gömüldü, dirildi, göklere yükseldi. Şimdi Tanrı’nın sağında günahlı insan için şefaat etmekte. Canını sığınma kentine atan, başrahibin ölümünde artık serbestti. Hiç kimse onun kılına dokunamazdı. Şimdi Tanrı’nın sağında duran diri başrahibimiz İsa haçta ölünce her suçluya af ve özgürlük sağlandı. Ancak, bu sağlayışı imanla değerlendirene, O’na sığınana!

Siğınmacılar - Gerçek Sığınmacılar

Denizli yakınında Kolose önemli bir kentti. Bugünkü adı Honaz. Bu yerde iş güç olanakları boldu. O dönemde kölelik doğaldı. Filimon başarılı bir iş adamıydı. Bir süre önce putlara tapıcılığı bırakıp Mesih’e bağlanmıştı. Mesih’in elçisi Pavlos’la yakın arkadaşlığı vardı. Kilise binaları olmadığından inanlılar topluluğu Filimon’un evinde buluşurdu. Birçok inanlıya yardımıyla bilinen bu insanın Onisimos adlı bir de kölesi vardı. Bir gün bu genç para aşırıp nefesi başkent Roma’da aldı. O koca kentte kim bilecekti onu! Ama günlerden bir gün Pavlos’la karşılaşmasın mı! O, Mesih’in kurtarma haberini yaydığından Roma’da yargılanmaya getirilmişti.

Buluşma bir raslantı değil, Tanrı’ca kararlaştırılan iyi sonuçlu bir gelişimdi. Pavlos dostu Filimon’un hatırını sorunca, sığınmacı köle ona işin içyüzünü açıkladı. Öyledir, birçok günahlı içindeki dürtüsünü açıklamanın çalkantısı ve baskısı altındadır. Her durumda, her yerde seven Tanrı’nın kayrasal bağışını anlatan Pavlos genç insana da günahın çektirdiği eziyeti belirtti, onu tövbeye, kurtarıcı Mesih’e imana çağırdı. Onisimos o anda günah ağırlığının gittiğini anladı. Ama mağdur Filimon’un zorlanan hakkı ne olacak? Mesih’e iman ederek günahtan arıtılmak en parlak gönençtir. Ne buyrulur Kutsal Söz’de? “İşlediği günahı itiraf edecek; beşte birini üzerine ekleyerek mağdura ödeyecek” (Çölde Sayım 5:7). Elbette Tanrı ilkesi, hakkını helal et! mırıldanışından daha adaletli ve özlüdür.

Gelgelelim Onisimos’a. Pavlos’un Tanrı buyruğunu açıklamasıyla, Kolose’deki efendisine dönmeyi kabul ediyor, ama aşırdığı paranın altından girmiş, üstünden çıkmış! Nasıl ödeyecek Filimon’a? Bu durumda Pavlos imdada yetişiyor. Kaçak kölenin eliyle gönderdiği mektupta dostu Filimon’un uşağı kucaklayıp bağışlamasını diliyor ve yanı sıra şunu ekliyor: “Eğer herhangi bir konuda sana haksızlık etmiş ya da borca girmişse, bunu benim hesabıma yazasın... Sana ödeyeceğim” (Filimon 18). Dost Pavlos, günahlı suçlu Onisimos’un haksızlığını üstleniyor, bunu kendisinin ödeyeceğine ilişkin efendisine söz veriyor.

Tanrı Kutsal Kitap’ta bu tür betimlerle, diri benzetilerle bireye açıklıkla konuşuyor: “Günahlısın. Suçun seni benden ayıran, ıraklara kaçıran adaletsizlik eylemidir.” Dinine töresine karşın, vurdumduymaz ademoğlu Tanrı’yı mağdur etti. O’nun kutsallığını, hakkını, yüceliğini ayaklar altında çiğnedi. Sonra korku dağları aldı; tabanı basıp O’nun önünden kaçtı. Ama nereye kaçabileceksin o egemen Kat’tan?

Günah borcun öylesi taşkın ki, merkez bankasındaki paraların toplamı, din kitaplarındaki çabaların bütünü o borcun bir kesimini olsun silemez! Kim Tanrı’yı parayla satın alabilir? Kim O’na, „Hakkını helal et!“ diyebilir? Arıtılmaya ilişkin şunlar yazılıdır: “İnsanın yaptığı işlerle değildir. Öyle ki, kimse övünmesin” (Efesoslular 2:9).

Kaçak Onisimos kesin güvenle efendisi Filimon’a döndü. Elindeki o değerli ve etkili aracılık mektubuyla.. Pavlos ondan köle olarak değil, “Güvenilir ve sevgili kardeş” diye söz ediyor (Koloseliler 4:9). Budur günahlı insanla günahsız Tanrı’yı barıştıran eylem ve yöntem. Tanrı’nın biricik Oğlu İsa Mesih O’nun hakkına adaletine, öte yandan da O’nu mağdur eden kadının erkeğin tanrısal sevgi ve bağışlanma gereksinimine ilgiyle yaklaşarak aramıza geldi. Yücelerdeki görkemini, meleklerin parlak tapınışını bir yana bıraktı, insan bedeni kuşandı. Pek çok sığınmacı gibi yeri yurdu, barınağı geçimi olmayan bir yoksul gibi yaşadı. Aynı zamanda tanrısal gücünü eylemleriyle belgeledi. Tanrı katında seni bağışlayabilen, seni yepyeni insan kılabilen kurtulmalık kanını sundu O. Sana gereken her cezayı üstlendi, cehennem acılarını çekti, Baba Tanrı’ya, “Günahlının suçunu benim hesabıma yazasın!” diye imza verdi. Arıtma yetkisine ve gücüne iman edene kayra ve doğruluk sağladı. En düşük suçlunun bile alnı açık, Tanrı’nın katına çıkabilmesini gerçekleştirdi.

Filimon’a gönderilen o kısa mektubun özeti budur. Mesih bağlılığına geçen Onisimos Filimon’un yanına bir köle olarak değil, belirgin eşitliğe kavuşmuş özgür bir kardeş olarak döndü; kucaklandı, sevildi. Ne diyor Pavlos? “Tutukluluğumda o benim ruhsal oğlum oldu. Bir zamanlar sana yararsızdı; ama şimdi hem sana, hem de bana yararlıdır... Kendisini beni kabul eder gibi kabul et... Bundan böyle o bir köle değil. köleden ötedir... Sevgili bir kardeştir” (Filimon 10,11,17,16).

Günahlının günah ve suç borcunu suçsuz hayatıyla, kutsal kanıyla ödeyen Rab İsa Mesih, kurtardığı can için Baba Tanrı’ya böyle aracılık eder. O’na sığınan can arıtılır, özgür kılınır, Tanrı ve insanlar karşısında saygılı bir insan aşamasına yükselir. Budur Mesih’in karşılıksız verdiği yeniden doğuş. Onisimos önceki efendisine yararlı bir iş arkadaşı, hem de kardeş olarak döndü. Adının anlamı da budur: Yararlı. Daha önemlisi, Tanrı’ya yararlı bir inanlı oldu, başkalarına tanrısal haberi yaydı. Kendisinin kavuştuğu kesin affı, kurtarıcı Mesih’ten aldığı eşsiz kayrayı, sonsuz yaşam gönencinin önemini öz varlığından verdiği tanıklıkla herkese anlattı.

Ülkeden ülkeye sığınan günahını, sorunlarını, dertlerini de beraber götürür. Sığındığı ülkede cinayete karışanlar, cezaevlerine sokulanlar az değil! Bunlar yeni bir ülke tasarlar. Çünkü iç dünyaları korkuyla çalkalanmakta: politik ya da ekonomik. İsa Mesih’in sevgi dolu çağrısı sana da varıyor: “Ey bütün yorulanlar ve ağır yük altında yıprananlar! Bana gelin. Sizleri dinlendiririm... Kim susarsa bana gelsin ve içsin” (Matta 11:28; Yuhanna 7:37). “Yorgun cana kıyasıya içiririm, her baygın canı doyururum” (Yeremya 31:25). Ölüm koyağı ötesinde canını kime atabileceksin?

Sırat Köprösü - Utanç Duvarı

Sırat Köprösü

Ademoğlu hayaller dünyasında eğleşmeyi öteden beri alışkısı kılmış. Bazılarının hayalini oyalayan Sırat Köprüsü, varsayıldığına bakılacak olursa, öteki dünyaya uzanan, cehennemin tam üzerinde kurulmuş çok mu çok uzun, zayıf mı zayıf bir köprüdür. Bazı din yazarlarının yorumuna göre, bilinen köprülerin en darı, en incesidir. Bazı yazarlar da onu kılıcın ağzına benzetirler. Bu dünyadan sonsuza geçen insan, yeryüzünde geçirdiği yaşama yaraşır biçimde, bu köprüden yıldırım hızıyla tez geçebilir, çok hızlı bir yarış atının atılımı benzeyişinde yel gibi önünü yarabilir, ya da en kötüsü ancak kaplumbağa adımıyla yol aşabilir. En berbat insana yaraşır ölçü sonuncusudur. Bu yazarlara göre, sayısız kişi günahının çokluğu nedeniyle bu incecik köprüden geçmeyi başaramaz. Aşmaya çabalarken, nazik bir anda tepetaklak o ürkütücü uçuruma yuvarlanarak kendini kızgın cehennemin içinde bulur. Tümü de merağı gıdıklayıcı bu kuramların gerçek payı ne olabilir?

Tanrı sevgidir, düzenin, sağduyunun kaynağıdır. Insanın parlak sonsuza ulaşmasını bu tür alicengiz oyunlarına bırakmadığını anlamamız kendi yararımızadır. Yaratan şu çalkantılı dünyada acının, ıstırabın bin bir çeşidiyle boğuşan insanı, yolun bitişinde böyle bir dehşete salıvermekten ne kıvanç duyabilir? O’nun kayırıcılığı cambazları mı kapsar? Hayır, Yaratan hiçbirimizle alay etmiyor, hiç kimseyi tiye almıyor. Yaradılışı tam düzenle bütünleyen Tanrı, insan canının kurtuluşunu ve sonsuza kavuşmasını da Sırat Köprüsü’nden çok daha sağlam ve somut sağlayışla kesinleştirdi. O’nun gücüne, yüceliğine yaraşan bütünleme budur, sunduğu güvenlik kendine özgüdür.

Varsayımlara bakılacak olursa, Sırat Köprüsü’nden başarıyla geçebilen hiçbir kimse bulunamaz. Hangi yiğit kıldan daha ince, kılıçtan daha keskin bir köprüyü aşabilir? Bu türden bir marifeti beklemeyen Tanrı, çok sevdiği ademoğullarına en sağlam ve güvenilir köprüyü açtı. O’nun bilgeliği, adaleti bunu gerektirir. O her durumda hakça davranandır. Bozuk, sallantılı eylemler O’na değil, şeytana özgüdür. “Tanrı kötü şeylerle denenmez. Kendisi de hiç kimseyi denemez” (Yakup 1:13).
Içinde bocaladığımız düzensiz ortamın gerisinde insanın günahı sırıtmakta. Şimdiki sallantılı, bunalımlı yaşamdan sevinçle sonsuza geçebileceğimiz sağlam ve sallantısız köprüyü kurdu Tanrı. Bu güvenceli yol herkese açıktır. Iman ederek onu değerlendiren, Sırat Köprüsü türünden incecik örümcek ağlarına bel bağlamaktan kurtulur.

Yüceliğine, egemen isteğine özgü güçle her işini sonuçlayan Tanrı, tüm çağlarda her bucakta ademoğlunu korku çalkantısından kurtuluş ve sonsuz yaşam gönencine yükseltendir. Melekleri sevindiren, şeytanın insan üzerindeki belirgin etkisini yok eden Tanrı köprüsü, O’nun sınırsız sevgisinden, Baba ilgisinden kaynaklanır, kişiye dengeli adım attırır.

Tanrı evreni oluşturan öncesiz, diri Sözü’nü insan bedeninde dünyamıza gönderdi. İsa Mesih adıyla bilinen kişi tüm çağlarda Var Olan’dır. O’na bağlanan bir yaratığa değil, yaratılmamış olana inanır. O, bağışlamalık niteliğinde çarmıha asılınca, günahtan, kötülükten kutsallığa ileten sağlam Tanrı köprüsünü kurdu. Gömüldükten sonra, üçüncü günde ölüler arasından görkemle dirilince, günahtan ayrılarak O’na iman edene sonsuz yaşam gönencini sağladı. Göklere yükselince, yardımcısız ademoğluna yücelerde güçlü bir şefaatçısı bulunduğunu kanıtladı. “Yeniden geleceğim” deyince barışsız, güvenliksiz insanlık ailesine, güçlü adaletli hükümranın şu bozukdüzen ortamın ilerisinde bulunduğunu, özlenen yönetimi O’nun kuracağını ve sürdüreceğini belgeledi.

İsa Mesih’in cana can katan sözlerini değerlendirmek, bin bir yalanla yoğrulu şu karanlık çağda yaratık kavramlarıyla oyalanmaktan milyon kat yeğdir, hem de Tanrı isteğidir: “Yol da, gerçek de, yaşam da benim. Ben aracı olmadıkça kimse Baba’ya gelemez... Ben kapıyım. Benim aracılığımla giren kurtulur. Girer, çıkar ve otlak bulur” (Yuhanna 14:6; 10:9). Tanrı Mesih’i onayladı: “Sevgili Oğlum budur; O’ndan hoşnudum. O’nu dinleyin” (Matta 17:5). Tanrısal tanıklık şöyle sürdürülmekte: “İçinde bulunduğumuz bu kayraya O’nun aracılığıyla girme hakkına kavuştuk” (Romalılar 5:2). “İsa’nın kanı aracılığıyla Kutsallar Kutsalı’na girme konusunda kesin güvenimiz var” (İbraniler 10:19). “O’na imanımız ve güvenimizden ötürü, Mesih bağlılığında yüce kata kabul edilme güvencesi taşıyoruz” (Efesoslular 3:12). Tanrı sana da en sağlam köprüyü kurdu. O kata eriş! Sevgi ve kayra Tanrısı biricik Oğlu kurtarıcı Mesih aracılığıyla hiç sarsılmayan, yozlaşmayan köprüyü açtı. Sonsuzun güvenliğine ileten bu yolu sen de seç, kesin yarara kavuş.

Sırat Köprösü
Berlin’de Demir Perde’ye düğüm atan Utanç Duvarı yirmi sekiz yıl sonra çöktü. Ne çöküştü o! Tanığı olduğumuz sevinç, coşku, yürek ferahlığı unutulur anılardan değil! Herkes korkusuz, engelsiz utanç duvarını aştı. Tarihte duvarın hem olumlu hem de olumsuz yönü vardır. Insan eliyle kurulan en uzun duvar Çin Seddi’dir. Isa’dan önce 214’te yükseltilmeye başlayan, iki bin beş yüz kilometre uzunluğu olan bu duvarın özelliği dıştan saldıran güçleri durdurmaktı. Duvar kurarak savunulan eski kentlerin yanı sıra, kocaman bir imparatorluğu savunan bir duvar!

İsrailoğulları Tanrı’ca kendilerine verilen ülkeye girdiklerinde, sağlam duvarlarla örülü Yeriha kentine ulaştılar. Tanrı bu kenti onlara savaşla değil, aklı durdurucu bir mucizeyle verecekti. Buyruğa göre, yedi rahip ellerinde boynuz borularla kentin çevresinde dolandılar. Altı gün birer kez, yedinci gün yedi kez. Son günde halk yüksek sesle bağırdı, rahipler boynuz boruları çaldı, o güçlü duvarlar temelden çöktü. Tanrı’nın yönelttiği halk kenti savaşsız ele geçirdi. O’nun özel sağlayışıydı bu.

Görevi ayırmak dışlamak olan duvarın, gözle görülmemeye karşın ayrımlı bir etkisi var. Bunun en üzücü açıklanışı Tanrı Sözü’ndedir: “Sizinle Tanrınız arasına kötülükleriniz ayrılık koydu. Suçlarınız O’nun yüzünü sizden gizledi. Bu nedenle sizleri işitmiyor” (Yeşaya 59:2). Kutsal Yaratan’la günahlı yaratık arasında yükselen günah duvarının korkutucu görünümü tümden üzücüdür. Güneşe gereksinimi olan bitkinin mağara karanlığına sokulması gibi, günah duvarı da kadını erkeği cana dinçlik dirilik sağlayan Tanrı’dan koparmış, Yaratan’dan gelen ruhsal yaşama set çekmiş. Yüceden beslenen canlılık iletişimini tıkamış..

Temel değerlerin kaydığı, kutluluklar kaynağının kuruduğu yaşamda kargaşa egemendir. Çöken Utanç Duvarı’ndan daha çirkin bir duvar karşında sırıtıyor. Bunun yıkılması temel gerek. Bu duvarın sarsıcı etkisini Tanrı şöyle vurgular: “Ellerinizi açtığınızda gözlerimi sizden gizleyeceğim. Dua ardına dua etseniz bile dinlemeyeceğim. Elleriniz bol kanla bulaşık. Yıkanın, arıtılın. Işlerinizin kötülüğünü gözlerimin önünden kaldırın. Kötülük işlemeye son verin” (Yeşaya 1:15,16).

İsa’dan yaklaşık bin yıl önce, Davut peygamber Tanrı kayrasıyla affedilmenin gönencini şu içtenlikli ezgiyle kutladı: “Çerağımı Sen yakacaksın. RAB Tanrım karanlığımı aydınlatacak... Tanrım’la duvar aşarım” (Mezmur 18:28,29). Tanrı’yla insan arasında dikili günah duvarı ışığı boğuyor, ruhu kaskatı karanlığa gömüyor. Canın Tanrı’yı aramasına set çekiyor, yaşamı cendereye sokuyor. Yalana gerçek süsü vererek üç boyutlu bunalımı oluşturuyor. Göz ardı edilemeyen suç günah duvarı tarihe karışan Utanç Duvarı’ndan daha beter duvardır.

Öz varlığını zindana tıkan günah bunalımına tınmazlık etme; duvar gerisinde canınla oynama. Bunun doğal uzantılarını da anımsa: Sevgiyi boğan kincilik duvarı, sağlıklı ilişkileri sarsan sürtüşme-çatışma duvarı, alçakgönüllülüğü kovan büyüklenme duvarı, düşmanlık aşılayan çekememezlik duvarı, varlığını değişmeyen gerçekten ayıran yalancılık-aldatıcılık duvarı, kavramını kanıtlı bilgiden koparan tepeden inme dikte duvarı, geniş çapta aydınlanmayı kısan bağnazlık duvarı, iç varlığını güzellikten yoksun bırakan çirkinlik duvarı, kadını erkeğin yarısı kılan kıskançlık-şovenizm duvarı, özgürlüğü bastıran tutsaklık duvarı. Ve duvar, her yanda duvar. Tümü de yerle bir edilmeli. İvedilikle..

Utanç Duvarı’nın çöküşüne ağlayan olmadı; tersine, tüm dünya sevinçle çoştu. Yaşamını kuşatan duvarlar yıkılınca, ilkin kendin sevineceksin ve göklerde melekler sevinecek. Güce, zenginliğe, yetkiye sahip Davut peygamber, duvarların tanrısal güçle yıkılabileceğini vurgular. Canını karanlığa gömen günah duvarıyla onun uzantılarını Tanrı’nın kayrası kaldırabilir. Kurtarıcı İsa Mesih’in güvenlik sözü belirgindir: “Eğer Oğul sizi özgür kılarsa gerçekten özgür olacaksınız... Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacaktır” (Yuhanna 8:36,32). “Bir vakitler ırakta bulunan sizler şimdi Mesih İsa bağlılığında, Mesih’in kanı aracılığıyla yakın kılındınız. Çünkü O bizim barışımızdır... Ikisini birbirine düşman eden, orta yerde dikili engel duvarını öz bedeninde yıktı” (Efesoslular 2:13,14). Mesih’in bu sağlayışı sana da uzatılıyor.

Maleklerin İlahisi - Vakit Dolunca

Maleklerin İlahisi - Vakit Dolunca

O görkemli olayı herkes duymuş olmalı. Geceleyin kırda koyunlarını otlatan çobanlar, karanlığın ansızın parlaklığa dönüştüğünü görerek küçük dillerini yutacak gibi oldular. "Bu bölgede gece kırda nöbetleşerek sürülerini gözleyen çobanlar vardı. Rab’bin meleği onlara göründü ve Rab’bin görkemi çevrelerinde parladı. Büyük bir korkuyla sarsıldılar. Melek onlara, “Korkmayın” dedi. “İşte size tüm insanlığı ilgilendiren çok sevindirici haberi müjdeliyorum. Çünkü bugün size Davut’un Kenti’nde bir kurtarıcı doğdu. Rab olan Mesih’tir O. Belirtiyi size bildiriyorum: Hayvan yemliğinde yatan, kundağa sarılı bir bebek bulacaksınız.” O anda, Tanrı’yı öven göksel bir topluluk, meleğin yanında yer alarak hamtlar sundu: “En yücelerdeki Tanrı’ya yücelik, yeryüzünde O’nu hoşnut eden insanlara esenlik..” (Luka 2:8-14). "Söz beden oldu, kayra ve gerçekle dolu olarak aramızda yaşadı " (Yuhanna 1:14a).

"Melekler çobanlardan ayrılıp göğe çekilince, çobanlar birbirleriyle danışarak, ‘Haydi gelin’ dediler, ‘Beytlehem’e varalım, Rab’bin bize açıkladığı bu olayı görelim.’ Koşarak geldiler; Meryem’i, Yusuf’u ve yemlikte yatan bebeği buldular. Olayı görünce çocuğa ilişkin kendilerine açıklanan haberi yaydılar. Tüm duyanlar çobanların anlattıklarına şaşıp kaldı... Çobanlar kendilerine açıklandığı gibi duydukları, gördükleri her şey için Tanrı’yı yücelterek ve överek geri döndüler... Anne karnına düşmeden önce melek aracılığıyla bildirildiği gibi, O’na İsa adı verildi" (Luka 2:15-21). “O, halkını günahlarından kurtaracak” (Matta 1:21).

"İsa Kral Herodes’in günlerinde, Yahudiye’nin Beytlehem kasabasında doğduğu sırada doğudan Yeruşalim’e gökbilimciler geldi. ‘Yahudiler’in yeni doğan kralı nerede?’ diye soruşturuyorlardı, ‘Çünkü O’nun yıldızını doğuda gördük ve kendisine tapınmaya geldik.’ Gelgelelim Kral Herodes bunu duyunca sarsıldı. Onunla birlikte bütün Yeruşalim de sarsıldı. Herodes halkın tüm başrahiplerini, dinsel yorumcularını bir araya getirerek onlara Mesih’in nerede doğacağını sordu. Onlar, ‘Yahudiye Beytlehemi’nde’ diye yanıtladılar,‘Çünkü peygamber aracılığıyla yazılmıştır: ‘Ey Yahudiye bölgesindeki Beytlehem! Yahuda yöneticileri arasında hiçbir bakımdan en önemsizi değilsin. Çünkü senden halkımı güdecek bir yönetici çıkacak’" (Matta 2:1-6). “Hükümranların Hükümranı, rablerin Rabbi” (Vahiy 19:16).

"Gökbilimcilerin doğuda gördükleri yıldız önlerinden gidiyordu. Çocuğun bulunduğu yerin üzerine varınca orada durdu. Yıldızı görünce yoğun sevinç duydular. Eve girdiler, annesi Meryem’le çocuğu gördüler, yere kapanarak O’na tapındılar. Değerli nesnelerle dolu olan sandığı açıp O’na armağanlar —altın, günlük ve mür— sundular. Gördükleri bir düşte Herodes’e dönmemeleri için uyarılınca başka bir yoldan ülkelerine döndüler" (Matta 2:9-12). “Dünyaya Işık geldi, ama insanlar karanlığı Işık’tan daha çok sevdiler. Çünkü onların işleri kötüdür” (Yuhanna 3:19).

"Yeruşalim’de Simeon adında bir adam vardı. Doğru ve tanrısayar biriydi o. İsrail’in avunç bulacağı günü beklemekteydi. Kutsal Ruh onun üzerindeydi. Rab’bin Mesihi’ni görmeden ölmeyeceği Kutsal Ruh aracılığıyla kendisine bildirilmişti. Simeon Ruh yönetiminde tapınağa geldi. Anneyle baba, ruhsal yasanın gereğini uygulamak üzere çocuk İsa’yı tapınağa getirdiklerinde, Simeon O’nu kucağına aldı; Tanrı’ya yücelikle yüklü sözler söyledi: ‘Ey egemen Rab, verdiğin söz uyarınca, artık uşağını esenlikle bu yaşamdan ayırabilirsin. Çünkü gözlerim kurtarışını gördü. Tüm insanlığın önünde ha-zırladığın bu kurtarış uluslara Tanrı açıklamasını sağlayan ışık ve halkın İsrail’e yüce-liktir’" (Luka 2:25-32). “Tanrı önceki çağlarda çeşitli biçimlerde, ayrımlı yollardan atalarımıza peygamberler aracılığıyla konuştu. Ama şu son günlerde Oğul aracılığıyla bizimle konuştu. O’nu her şeye mirasçı atadı. O’nun aracılığıyla evrenleri yarattı” (İbraniler 1:1,2). "Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla Tanrı’ya şükürler olsun!" (Rom. 7:25a)."Dille anlatılmaz armağanı için Tanrı’ya şükürler olsun!" (II.Kor. 9:15).

Yaratan’ın o parlak yaratığı, Adem’le eşi Havva günah işleyince sonuç tümden sarsıcı oldu. Kurulu düzen güzelliğini, temizliğini, güvenliğini hep yitirdi. Barış mekânı olmaya yaratılan yeryuvarlağı barut fıçısına dönüştü. Kadının erkeğin baş özelliği başkaldırma, büyüklenme ve bencillik oldu. Bu savaş, çatışma ve kan akıtma ortamında Barış Başkanı’nın gelmesi gerekti. Tanrı Eden bahçesinde, günah eyleminin işlerliğe konulduğu yerde, Mesih’in gelişini haber veriyordu. O, bir kızdan doğacaktı. Tüm insanlığın kurtarıcısı elbette yaratık kuşaklarından gelemezdi. Bencil, çıkarcı insandan böyle bir hizmet beklenemezdi. Yaratan insanı baştanbaşa yoksul bir varlık olarak gördü, tanrısal eylemle onu zengin kılabileni gönderdi, zamansız çağlarda var olan, insan zamanına girdi. Mesih yüce Tanrı’nın insanlığa parlak armağanı oldu.

Tavuk civcivlerini yutulmaktan kayırır. Çoban koyunlarını hırsızdan canavardan kayırır. Seven anne can pahasına yavrusunu ateşin içinden kurtarır. Kayıran kendi canı-nı vermeyi göze alır. Hiçbir karşılık istemez. Yaratanın senin içindeki köklü gereksini-mi göksel zenginliğiyle karşıladı. Tanrı sevgisinin göstergesi, O’nun benzersiz kayrası.. Teşekkürle O’nu kabul etmek boyun borcundur. İman orununda öncü olan çobanlar, gökbilimciler, yaşlı Simeon, Anna adındaki peygamber kadın bu gönence seni de çağırıyor. Ve Mesih çağırıyor: “Ey bütün yorulanlar ve ağır yük altında yıprananlar! Bana gelin. Sizleri dinlendiririm... Canlarınıza dinlenme bulacaksınız” (Matta 11:28,29). “Bana iman edenin içinden diri su ırmakları kaynaklanacaktır” (Yuhanna 7:38). “Duyan herkes, ‘Gel!’ desin. Susayan herkes gelsin” (Vahiy 22:17).

Maleklerin İlahisi - Vakit Dolunca

Tanrı O’nun geleceğini Adem’le Havva’ya haber vermişti. Daha sonra İbrahim’e açıkladı. Yine Musa’nın ağzıyla tüm topluluğa duyurdu. Davut’a verilen bilgi Mezmurlar’da çağlar öncesi kutlandı. Peygamberler O’nun geleceğini somut bilgi olarak tanıttı. Bunlardan Mika O’nun öncesizliğini, Beytlehem’de doğacağını şu çarpıcı sözlerle anlattı: "Efrata’da olan Beytlehem! İsrail üzerine hükümran olacak kişi bana senden gelecek. O’nun çıkışı eski vakitten, öncesiz çağlardandır" (Mika 5:2). Ve Tanrı’ca verilen sözün, çok öncelerden kesinleşen eylemin en sonunda gerçekleşmesi Kutsal Ruh’un yetkisiyle evrene açıklanıyor: "Vakit dolunca, Tanrı öz Oğlu’nu gönderdi" (Galatyalılar 4:4). "Tanrı, Mesih’in kişiliğinde kıvançla tasarladığı kendi isteğinin gizini bizlere belirgin etti" (Efesoslular 1:9).

İnsan ve kurulu düzen tarihin doruğunu oluşturan gelişimi sabırsızlıkla beklemekteydi. Tanrı’ca saptanan insansal vaktin dolması gerekti. Tüm tarihte, öncelerden bildirilen bu Tanrı olayının gerçekleştiği andan daha kutlu bir zaman dönemi yoktur. Tanrı’nın her durumda vaadini tutan olduğu insan tarihi boyunca görülmüş, kanıtlanmıştır. Başlangıcı olmayan çağlardan bu yana Baba’yla birlikte olan öncesiz Oğul, erden kızdan insanlık ailesine katıldı, sevgiyle ademoğullarının acısına, gözyaşına ortak oldu. Evreni yaratan, insan oldu. Günahlı kişilere ruhsal yasayı veren, ruhsal yasaya bağımlı oldu, yasayı saymayanlarca çarmıha çakıldı. Böylesi şaşırtıcılıkla kendisini alçalttı O.

Din yasalarının, şeriatçılığın, her tür biçimciliğin yetersizliği düşünen kişiye Kutsal Söz’de açık açık anlatılır: "Çünkü bedenin gereksiz istekleri yüzünden, ruhsal yasanın güçsüzlükten ötürü yapamadığını Tanrı yaptı. Günahlı insan bedeni benzerliğinde ve günaha karşı sunu niteliğinde kendi Oğlu’nu göndererek insan bedeninde günahı yargıladı" (Romalılar 8:3). Cansız şeriatın yapamadığını, öncesizlikten bu yana diri olan Mesih kutsal, günahsız canını sunarak bütünledi.

Günah köleliğinde olmayan, günahsız doğan, günahlılıktan yargılanmayan İsa, günah-lılık nedeniyle ölüme yargılı insan soyuyla özdeş oldu. Günahlılık dışında, başka her ilişkide her bağlılıkta insan soyuyla bir sayıldı. Tüm tanrıbilimde bundan daha somut ve kanıtlı bir olgu düşünülemez. O Kutsal Gece’yle ilgili görkemli gerçek her insanı yenileyebilir. Arıtılmış, yeniden doğmuş, doğrulukla donatılmış yaşamı O’na iman edene sağlayabilir. Kurtarıcı’nın Evrensel Hükümran olarak yeniden gelişini bildirir.

Kutluluk getiren bu olaydan yaklaşık 750 yıl önce Yeşaya peygamber Tanrı’nın bildiri-sini şöyle açıkladı: "Erden kız hamile kalacak ve bir Oğul doğuracak. Adını İmmanuel —Tanrı bizimle— koyacak... Bizlere bir çocuk doğdu, bize bir Oğul verildi. Başkanlık O’nun omuzları üstünde olacak; O’nun adı Şaşılacak Öğütçü, Güçlü Tanrı, Sonsuzluk Babası, Esenlik Başkanı denecek" (Yeşaya 7:14; 9:6). Bu gerçekleşen peygamberlik sözü inananın kanıtı ve güvenidir, inanmayana Tanrı’nın üstelemeli çağrısıdır.

Böyle bir doğum, doğa kurallarıyla çelişki oluşturuyordu. Tanrı’nın eylemleri doğasal yasaların ötesindedir. Erden kız Meryem’den bir hayvan ağılında doğdu, yemliğe yatırıldı O. Daha doğar doğmaz düşmanlıkla karşılaştı. Zamanın kralı Herodes O’nun kanına susadı. Bu nedenle, Yusuf, Meryem’le çocuğu alarak Mısır’a sığındı. “Herodes’in ölümüne dek orada kaldı. Rab’bin peygamber aracılığıyla söylediği söz yerine gelsin diye oldu bu: ‘Ben Oğlum’u Mısır’dan çağırdım’” (Matta 2:15; Hoşea 11:1). Tüm yaşamında gittiği en ırak köşeydi bu. Kendi ülkesinde dar bir bölgede dolaştı. Ne yersel varlığı, ne de etkisi vardı. Hatırlı yakınları yoktu. On iki yaşında, tanrıbilimcilerle yaptığı bir söyleşi tümünün parmağını ağızlarında bıraktı.

Tarih boyu yeryuvarlağını, her kuşağı, her soyu etkileyen hizmeti üç yıl gibi kısa bir süreyi kapsadı. Eski Antlaşma döneminde birçok mucize görülmüştü; ama O’nun eylemleri bambaşka özellikteydi. Doğayı, doğa öğelerini dilediği gibi yönetti. Tek buyrukla kudurgan kasırgayı dinginliğe dönüştürdü, tarlada yürürcesine suların üstünde yürüdü, denizde hiç balık bulunmadığı zamanda balıkçılara bol balık tutturdu. Bir balığın karnındaki parayı gösterdi, bununla vergi borcunu ödetti. İki küçük balıkla, beş ekmekle binlerce insanı doyurdu, küfeler dolusu ekmek ve balık artığı evlere taşındı. Evden köpeği kovarcasına, bedenlerini cinler dolduran insanlardan cinleri kovdu. Toplumun tecrit ettiği cüzamlıları tümden pakladı, topluma geri verdi. Ölüyü mezardan çağırdı, diriler arasına kattı. Hiçbir kitap yazmadı. Ama sözlerini, işlerini, yaşamını anlatan Kutsal Kitap çağlar boyu en çok aranan ve özlenen Kitap oldu. Şu anda bu kitabı yasaklayan bazı ülkelere ne demeli? O’na ilişkin kitap ve yazılar çok yüksek bir dağ oluşturabilir. O’nu yücelten yapıtlar, ilahiler her yaralı yüreğe sağlık getirebilir.

Savaşa karşıydı; ordusu silahı yoktu, asker çağıracak yetkisi de yoktu. Buna karşın yeterliğiyle orduları durdurdu, güçlülerin gücünü kırdı, sonsuzlara dek sürecek en etkin yengiyi sağladı. "Ben Gerçeğim" diye konuştu. Bu sözden esinlenerek varlığa gelen kurumlar, üniversiteler yeryüzünü doldurdu. Temel öğretisi daima SEVGİ oldu. Ademoğullarını anlaşılmaz sevgiyle sevmesi, O’nu tüm insanlığın kurtarıcısı, yaşam vericisi, sonsuzluk sağlayıcısı kıldı. Kuşkusuz, bir günahlı olan sen de bu kayıran, kurtaran, kutsayan, sevgiden yararlanabilirsin. Yaşamın sonsuzun tüm gizi-gönenci Rab İsa Mesih’tedir. Hem de O’nun yeniden gelişi Tanrı gerçeği, insan bekleyişidir.

O Dirildi, Sevinçteyiz

O Dirildi, Sevinçteyiz

İsa Mesih dirilmiştir, şimdi diridir, yücelerde egemendir, yeniden gelişi çok  yakındır. O'nun bağlısı somut ve sağlam gönençtedir. Dirilip göklere giden Mesih günahlı insanı kurtarır; hem yeniliğe kavuşan, hem de sonsuz güvencesiyle dolan yaşamı gerçekleştirir. Durgun, durağan su birikintisine karşı coşkunlukla akan ırmak neyse, diri Mesih'e iman da töreci, biçimci, kalıplaşmış inanç karşısında öyledir. Tanrı'ya binlerce şükür. "İsa Mesih bizim suçlarımız için ölüme verildi ve doğruluğumuz için ölümden dirildi" (Romalılar 4:25).

Günahsız canını günahlı insan yararına kurtulmalık olarak sunmaya, ölmeye ve yeniden dirilip kurtarıcımız olmaya gelen Mesih şunları söyledi: "Size önemle belirtirim: Yere düşüp de ölmeyen buğday tanesi tek başına kalır. Ama ölürse bol ürün getirir. Canını seven onu yitirir. Bu dünyada canını  hiçe sayan ise onu sonsuz yaşam için saklar... Canını kurtarmaya çalışan herkes onu yitirecektir; ama yitiren onu koruyacaktır" (Yuhanna 12:24,25; Luka 17:33).

Çok iyi tanıdığın, sevdiğin, ilgilendiğin birinin öldüğünü, gömüldüğünü gördükten sonra üçüncü gün kendisini dipdiri olarak görsen, o seninle konuşsa oturup yemek yese, sana belirli görevler verse herhalde tepen uçar. Kuşkusuz, doğaüstü bir durumla karşılaşmakta olduğunu bilir, aklın düşüncen insan gücü ve yeterliliği ötesinde bir olguya giderdi. İsa Mesih'in öğrencileri böyle bir gelişimle yüzyüze geldiklerinde ilkin buna inanamadılar. Doğal bireyler olarak doğaötesi bir olayın önemini hemen kavrayamadılar, ama Rab İsa'yı yeniden görüşte O'nun dirildiğini anladılar, bunun peygamberlerce bildirildiğini anımsadılar.

Eski Antlaşma'da Tanrı esiniyle bildirilen peygamberlik sözlerinde, Mesih'in öleceği ve mezarında bırakılmayacağı defalarca belirtilmemiş miydi? İşte bunlardan birkaçı: "Çünkü sen canımı ölüler ülkesine, Kutsalın'ı da çürüme görmeye bırakmazsın... Çünkü bana karşı lütfun yücedir; canımı ölüler ülkesinin derinlerinden kurtardın... Ya RAB, canımı ölüler ülkesinden çıkardın; mezara inmeyeyim diye beni yaşattın... Ama Tanrı ölüler ülkesinin gücünden canımı kurtaracaktır; çünkü beni kabul edecektir... Ama O'nu ezmek RABBE hoş göründü; O'nu eleme düşürdü; O'nun canı günah sunusu kılınınca soyunu görecek, yaşamının günlerini uzatacak ve RABBİN amacı O'nun elinde ilerleyecek. Canının emeği ürününü görerek doyacak. Doğru uşağım kendi bilgisiyle  birçoklarını  doğru  kılacak,  kötülüklerini  de  kendisi  yüklenecek... Ben ise bilirim ki, Kurtarıcım diridir ve sonunda toprağın üzerinde dikilecektir... Daha şimdiden, işte şahidim göklerdedir ve benim için şahadet eden yücelerdedir"  (Mezmur 16:10; 86:13; 30:3; 49:15; Yeşaya 53:10,11; Eyup 19:25; 16:19).
Peygamberler Rab İsa'nın erden bir kızdan, Beytlehem kasabasında doğacağını önceden bildirdi. Tıpkı bunun gibi, ölüler arasından dirileceğini de bildirdi. Doğuşunu gökyüzünde melekler ilahi sesleriyle kutladı. Dirilişini boş mezarın başında iki melek orayı ziyarete gelen kadınlara sordukları bir soruyla kanıtladı: "Diri olanı neden ölüler arasında arıyorsunuz?" (Luka 24:5). Bunun gibi, göklere yükselen dirilmiş Mesih'in yeniden geleceğini iki melek, şaşkınlıkla göğe bakan öğrencilere açıkladı: "Sizin aranızdan göğe alınan bu İsa'nın göğe gittiğini nasıl gördünüzse, O öyle gelecektir" (Habercilerin İşleri 1:11). Mesih göklerde günahlılar için aracılık etmektedir.

Tanrı Sözü'nde İsa'nın dirilişi 'Ölülerin ilk turfandası diye betimlenir. Acımasız mezarın gücünü alt ederek dirilen kurtarıcı İsa Mesih, günahtan arıttığı insan yüreğine girerek onu kutsal Tanrı'yla barıştırır. İlerideyse onun ölü bedenini yepyeni bir bedenle diriltir. Bu müjdeyi yayan haberci Pavlos günün en aydın ve gelişmiş kenti olan Atina'ya gelince, düşünürlere İsa Mesih'in dirilişinden söz etti. Bu bilgin insanlar şaşırıp kaldı. Her savı her düşünceyi evirip çevirerek tartışan  aydın kişiler, İsa Mesih'in dirilişini hiç duymamıştı, O'nun ileride bütün ölüleri dirilteceğini de bilmiyordu. Diriliş doğaüstü Tanrı işidir, sadece doğaüstü kavramla ve anlayışla bilinebilir. Mucize'nin anlamı, ademoğullarını aciz bırakmaktır. Oğlu Mesih'i ölüler arasından dirilten yüce Tanrı ölümlü insanları aciz bıraktı, biz acizlere diriliş gücünü verdi.

Mesih inancının siyasetsiz, savaşsız, kılıçsız bir yöntemle yükselmesi, yeryüzünün her yanına yayılması tek açıklayışla anlatılabilir: O'nun bağlıları dirilen Rableri'ni gözle gördü, diriliş olgusunu tümden yeterli Tanrı kanıtı olarak tanıdı, O'nun Eski Antlaşma peygamberleri tarafından bildirilen kurtarıcı-hükümran Mesih olduğuna inandı ve bu kesin gerçeği her yanda herkese güvenle yaydı. İsa Mesih'in haça çakılışı tüm tarihin dönüş noktası, dirilişiyse aynı tarihin doruğudur.

Mesih'in dirilişine inanlıları da, O'na iman etmeyenler de tanıklık etti. İnanlıların tanıklığı pek çoktur. İman etmeyenlerin istemeye istemeye buna tanıklıkta bulunmasıysa eşit oranda ilginçtir. Yahudiler'in dinsel-ulusal kurulu Sanhedrin, mezarı beklemeye koyulan askerlerin dirilişe ilişkin tanıklığını kabul etmekten başka hiçbir şey yapamazdı. Bunu yalanlamanın uydurma yollarını kurnazlıkla düzenledi. Bundan başka, kendi aralarından biri olan, dincilikte herkesten ileride bulunan Tarsus'lu Saul, Mesih'in adına ve bağlılarına saldırmaktayken birgün yücede dirilmiş İsa Mesih'i gördü, buna tanıklık etmeye başladı. Bu gelişim tüm Sanhedrin'i sarsmış olmalı ki,  sözbirliğiyle Tarsus'lu Saul'u öldürmeyi kararlaştırdılar.

Dirilişin tarihsel gerçek olduğunu yalanlayabilecek güç ve yetki yoktur. Asıl yalanlanan kuşak buna iman etmeyenler, doğal düzeyden bir santim yukarıya, ruhsal aşamaya erişemeyenlerdir. İsa Mesih'in dirilişi olmadan insanlık tarihi can sıkıcı, ruh bıktırıcı, yarını korkutucu bir olaylar zinciri olmaktan ileriye gidemeyecekti. Tüm tarihe anlam veren, heyecan getiren, imansızları derin derin düşündüren tümleme İsa Mesih'in ölüler arasından dirilişidir. "Ama gerçekte Mesih ölüler arasından dirilmiştir; uyuyanların ilk ürünüdür O. Çünkü ölüm insan aracılığıyla geldi, ölülerin dirilmesi de insan aracılığıyla oldu. Çünkü nasıl tümü Adem'e bağlılık yüzünden öldüyse, tümü de Mesih'e bağlılık yüzünden yaşama getirilecektir" (I.Korintoslulara 15:20-22).

Mesih'in yeniden doğmuş bağlısına O'nun dirilişi ileride bilinebilecek bir gizem değil, şimdiyle ilgili olgudur. İnanlı her gün, her an dirilen Mesih'le paydaşlıktadır. Mesih dirilmemişse her şey boştur, aldatıcıdır: İman da, umut da, sonsuz güvenliği de, kilise topluluğu da, dirilişi bekleme de.. Vaiz'in bildirdiği gibi, "Her şey boşun boşu!" Ama sevinçle coşalım, Mesih dirildi. O gerçekten dirildi. Şu anda kesin dirilikle yücelerde egemendir. İnanlı dirilip yücelere giden Mesih'ten Kutsal Ruh armağanını aldı. Mesih'in inanlılarına gönderdiği Kutsal Ruh, Paraklit'tir: (Avutucu). O şu anda gördüğümüz çalkantılı dünyada Mesih'in inanlısını destekliyor, inanlıyla birlikte hergün şu duayı yükseltiyor: "Amin. Gel ya Rab İsa!"

Mesih'ten başka hiç kimse kendi isteğiyle ölüler dünyasına gitmedi, ne de hiçbir kimse kendi gücü ve yeterliliğiyle ölüler dünyasından ayrılabildi. O'nun ölüler dünyasına gidişi ölümün korkunç zincirlerini koparmasıydı; oradan ayrılışı da kendisine iman eden her cana, ölüme karşı yengi kazanıldığını, ölümün yenik düştüğünü, ölüm yetkisinin sadece geçici olduğunu bildirmesiydi.

Kurtarıcı Mesih günahlarımız için ölmeye geldiğini, üçüncü gündeyse dirileceğini olaydan önce belirtti: "Bundan sonra İsa Yeruşalem'e gitmesinin, İhtiyarlar, başrahipler ve dinsel yorumcular elinde yoğun işkence çekmesinin, öldürülmesinin ve üçüncü gün dirilmesinin gerekli olduğunu öğretmeye başladı" (Matta 16:21). Sarsıcı gelişimin yaklaştığını kavrayarak acıda çalkalanan öğrencilerini O şöyle avuttu: "Size önemle belirtirim ki, ağlayıp dövüneceksiniz, ama dünya sevinecektir. Üzüntü çekeceksiniz, ama üzüntünüz sevince dönüşecektir" (Yuhanna 16:20).

Haça çakılışının an konusu olduğunu anlayan üzüntülü öğrencilerine İsa, "Şimdi beni gönderene gidiyorum" diyerek onları yüreklendirdi: "Ama ben ölümden dirildikten sonra sizlerden önce Galile'de olacağım" (Matta 26:32). O, Lazar adındaki bir arkadaşını diriltmeye gidiyordu. Ölünün ağlamakta olan kız kardeşi Marta'ya şu somut avuntu sözünü söyledi: "Diriliş ve yaşam Ben'im. Bana iman eden ölmüş olsa da yaşayacaktır. Yaşamakta olan herhangi bir kimse bana iman ederse sonsuzluk boyunca hiç ölmeyecektir" (Yuhanna 11:25,26).

Mesih mezar başında, "Lazar, dışarı gel!" dediği anda, dört gündür ölü olan o insanı diriltti.  Böylesi  görülmemiş  bir gelişim ne Mesih'e, ne de O'nun eylemlerine katlanabi len din adamlarını çileden çıkardı; İsa'yı da, Lazar'ı da öldürmeyi tasarladılar. Lazar belirli bir süre yaşadı, ama sonunda yine öldü. Son diriliş değildi bu.

Dirilen Rab İsa Mesih, kendi dirilişinin gücüyle inanlılarını ölümsüz sonsuza diriltecek, ölümün de mezarın da kıskıvrak bağlayan bukağısını paramparça edecek. "Beni gönderenin isteği, bana verdiklerinin hiçbirini yitirmemem, onu son gün diriltmemdir. Çünkü Babam'ın isteği, Oğul'u görüp O'na iman eden herkesin sonsuz yaşamı olmasıdır. Son gün onu ben dirilteceğim" (Yuhanna 6:39,40). Bu parlak eylemde Baba'yla Oğul'un etkisi eşit ve kesindir. "Rab İsa'yı dirilten Tanrı'nın bizleri de İsa'yla birlikte diriltip, sizlerle bir arada önünde durduracağını biliyoruz" (II.Korintoslulara  4:14).

Rab İsa Mesih’in görkemli dirilişi karanlığı ışığa dönüştürdü. "Haftanın ilk günü erkenden daha ortalık karanlıkken..." (Yuhanna 20:1). "Kadınlar taşı mezardan yuvarlanmış buldular... ansızın yanlarında göz kamaştırıcı parlaklıkta giysiler kuşanmış iki adam durdu" (Luka 24:1-4). O haçta asılırken tüm ülkeyi karanlık kapladı; çünkü güneşi yaratan, günahlılar için ölüyordu. Ama bu karanlık ışığın görkemini haber vermekteydi. Günah, ölüm, cehennem.. Kötülük güçlerinin egemen kesildiği dünyamız. Mesih'in dirilişi: Gerçeğin yalanı alt ettiği  Tanrı eylemi ve yengisi..

Mezarı ziyarete gelen Meryem oranın boş olduğunu görünce şaşırdı; ağlamaya başladı. Dirilen İsa onun karşısındaydı. Meryem O'nun İsa olduğunu anlayamadı. Rab ona, "Ey Kadın niçin ağlıyorsun, kimi arıyorsun?" diye sorunca o, "Öğretmen!" diyerek dirilen Rabbe tapındı. Meryem'in içindeki karanlık o anda ışığa dönüştü. İsa öğrencilerini şu sözlerle yüreklendirmişti: "Bunları size söyledim; bendeki sevinci duyasınız ve içiniz sevinç dolsun diye" (Yuhanna 15:11).

Mesih'in dirilişi hiç avutulamayan ölüm acısını sevince dönüştürdü: "Haftanın ilk günü —aynı gün akşamleyin— öğrenciler Yahudi yetkililerin korkusundan kapalı kapıların ardında toplanmışlardı. İsa oraya geldi, ortada durup onlara, 'Üzerinize esenlik olsun' dedi. Sonra elleriyle böğrünü gösterdi. Öğrenciler Rabbi görünce sevinçle doldular" (Yuhanna 20:19,20). "Sevinçten ve gelişine şaşmaktan bir türlü inanamıyorlardı. İsa, 'Burada yiyecek bir şeyiniz var mı?' diye sordu... Onlar da kendisine tapınıp büyük sevinç içinde Yeruşalem'e döndüler ve sürekli olarak tapınakta Tanrı'yı yücelttiler" (Luka 24:41,52,53). Aynı sevinç Mesih'e iman edip arıtılanın gönencidir.

Rab İsa'nın dirilişi geceyi gündüze, üzüntüyü sevince, korkuyu yürekliliğe, sallantıyı sağlam temele dönüştürdü. Dirilen Mesih kaygılı insan yaşamını en yüksek aşamalara çıkarabilen evrensel gücün kaynağıdır. Sen O'nun diriliş gücüyle yenilenmiş, bu sevinçle güvenliğe kavuşmuş biri misin? Haberci Pavlos gibi şu dileği seslendirmek istemez misin? "Tüm isteğim, Mesih'i ve dirilişinin gücünü bilmek, O'nun çekmiş olduğu işkenceleri paylaşmak, O'nun gibi olmaktır" (Filippililer 3:10).

Titanik - Buzun Ağırığı

Titanik - Buzun Ağırığı
Buz mu güçlü, çelik mi? 14/15 Nisan 1912. Karanlık bir gecede vaktin en büyük ve sağlam gemisi daha ilk seferini yaparken bir buzdağına çarparak okyanusun dibini boylayıncaya dek herkes çeliğin buzdan daha güçlü olduğunda hemfikirdi; buna şüphe eden yoktu. Tersini savunana belki de geri kafalı derlerdi. Bu felaket, denizcilik tarihinin en acıklı olayları arasındadır. Son yıllarda filmcilik bezirganları o unutulmaz batışın aşkla karışık bir filmini de çekti, bol para döktü; daha bol para kırdı!

Gemiye verilen ilginç ad, onun sağlamlığını, dayanıklılığını belirtmekteydi: Titanik. Satürn gezegeninin en büyük uydusu, insanlıktan üstün! Günün en başarılı mühendisleri, en usta gemi işçileri en sağlam kalite çeliği kullanarak bu muazzam gemiyi derin gururla suya indirdi; parlak törenler düzenlendi. İngiltere’den Amerika’ya, iki kara parçasının en seçkin yolcularını taşıyan gemi tam güvenle yola koyuldu. Herkes doyasıya eğleniyor, yiyor, içiyor, tarihsel olayı kutluyor, karaya varınca çekici planlar tasarlıyordu. Gemi New York’un 1600 mil kuzeydoğusunda hızla ilerlerken, bir anda en güçlü gök gürlemesinden daha korkunç bir gümbürtü herkesin ödünü patlattı, müzik ve bando seslerini bastırdı. Zevk-eğlence bir anda paniğe dönüştü.

O parlak yapıtın çelik gövdesi var güçle buzdağına bindirince, yüz metreden aşkın bir yarık açıldı. Ön taraf hemen sulara gömüldü. Tüm çabalara karşın iki buçuk saatte insanlığın övüncü karanlık sularda kayboldu. Yaklaşık 2200 yolcudan sadece 705 can kurtulabildi. Buz çelikten üstün çıktı; nice kişi utançla, hüzünle başını yere eğdi.

Korku işaretleriyle çevrili yaşam yolculuğuna yakın tarihin sayfalarından aktarılan bu unutulmaz felaket dizi dizi gerçekleri anımsatmakta. Kuşkusuz, bunlardan ders edinmekle ilgilenen kadına erkeğe, gence yaşlıya. Sen de her insan gibi yolculuktasın. Hiç kuşku yok; esenlik-güvenlik limanına ulaşmakla iligilenirsin. Buysa, nasıl bir gemide yolculuk yaptığına bağlıdır. Titanik’i yönetenlerin düşünemediği buzdağları gittiğin yolu döşemekte. Onlar gafil avlandı. Aynı oyuna düşebilirsin! Olabilir ki, sağlam saydığın araç canını sonsuzluğun parlak kıyısına iletebilecek güçte ve dayanıklıkta değil! Yolculuğunu nasıl sürdürüyorsun, onu nelere dayıyorsun? Kader, kısmet, alın yazısı, tecelli, inşallah-bismillah ve bu türden başka tekerlemeler ilerinin kapkaranlık bulutlarla örtülü olduğuna tanıklık eder. Kesin güven sağlayamayan sonsuz kesin kuşku göstergesidir.

Geminin sağlamlığını, yolun güvenliğini, karanlığı bastırabilecek ışığın sürekliliğini iyice düşünmek herkes gibi senin de boyun borcundur. Dayandığın gereç nedir, nasıl kurulmuştur? Bunun en iyi kaliteli çelikten yapıldığını düşünebilirsin. Titanik’i en itinalı ustalıkla kurup kesin kanışla onu okyanusa salanlar, bu işin püf noktasını düşünemedi. Insan yapısı çelikten daha güçlü buzdağları bulunduğunu kestiremedi. Buzdağı çeliği paramparça edince, bu yanlıştan geri dönülemedi. O denli insanın yanı sıra kocaman geminin de sulara gömüldüğünü görenler gözüne inanamadı. Kutsal Kitap’ta şu uyarı duyuruluyor: “Öyle yol var ki, insana doğru gibi görünür, ama sonu ölümdür” (Süeyman’ın Özdeyişleri 14:12; 16:25). Nicelerin sarılageldiği dayanaklar sonunda tuzla buz olur.

Tüm varlığının temel sorunu, o değerli canını güvenlikli sonuca iletebilecek gerece ihtiyaçtır. Geriye kalan herşey geçici zamana, sınırlı mekana kısıtlıdır. Yaşam çok önemli bir yolculuktur. Kuşkusuz, bu yolculuğa en sağlam ve denenmiş araç gerektir. Ademoğlu çıktığı yolculuk üzerinde düşünür, taşınır, araştırır. Birçoğu hedefe ulaşır. Ama Titanik yolcuları gibi ulaşamayanlar da çoktur. Zevkten dört köşe olan yolcular bir anda çürük tahtaya bastığını anlayıverdi. Geminin karşısında hiç bilinmedik tehlike bekliyordu. Bu gelişimde kusurlu ademoğlunun yanılgısı belli oldu.

Yaşam yolculuğu buzdağlarıyla çevrili. Varlığın her köşesinde sırıtan günah hem yolculuğa çelme takıyor, hem de sonsuz güvenliğini yok ediyor. Ademoğulları kendine özgü araçlar bulmuş, bunlarla oyalanmakta, kurtulma olanakları aramakta: din, töre, görenek, libas-serpuş, saç-sakal, tespih, bayram-seyran ve daha neler! Gelgelelim, bunlar günah buzdağını yok edemiyor, yolculuğa güven veremiyor. Dincilik-biçimcilik bu okyanusu aşabilseydi yeryüzü azizlerle dolardı. Ne var ki, bunlar herkese azizlik ediyor. Bu acıklı öykü sürüp gitmekte, insanın yaşamını ve akıbetini çizmekte. Ne gam!

İsa Mesih’in sayısız mucizesi Incil’in sayfalarını donatır. Birine değinmek fırtınalarla yüklü yaşam yolculuğunda asıl gereksinimin niteliğini daha iyi anlatabilir: „Onlardan ayrıldıktan sonra dua etmek için dağa gitti. Gece bastırdığında tekne denizin ortasındaydı. İsa da yapayalnız karadaydı. İsa öğrencilerinin kürek çekmekte zorlandıklarını gördü. Çünkü rüzgar onlara karşı esiyordu. Sabah üçle altı arası, İsa denizde yürüyerek onlara yaklaştı. Yanlarından geçmek istedi. O’nun denizde yürüdüğüne tanık olunca, bunun bir görüntü olduğunu sanarak avaz avaz bağırdılar. Çünkü hepsi de O’nu görmüş ve korkmuştu. O zaman İsa onlarla konuştu. ‘Yüreklenin’ dedi, ‘Ben’im, korkmayın!’ Tekneye, onların yanına çıktı. Rüzgar dindi. Öğrenciler şaşkınlıktan donakaldılar“ (Markos 6:46-51).

Önceki dünyanın tayfun gibi azıtan günahını o ürkütücü tufanla yargılayan evrensel Yargıç, hakka adalete dayanan ilkelere sarılan Nuh’la ailesini kurtardı. Kendi önerisiyle kurulan gemide.. Bu Tanrı kadına erkeğe güçlü bir kurtarıcı, bir kaptan gönderdi. İsa Mesih insan bedeni kuşandı, günahlarımıza karşı haçlandı, gömüldü, ölümden dirildi, yücelere yükseldi ve yeniden gelişinin güvenliği insanlığın parlak bekleyişi oldu. O, „Yol da, gerçek de, yaşam da Ben’im“ dedi, „Ben aracı olmadıkça hiç kimse Baba’ya gelemez“ (Yuhanna 14:6). Her sözünü eylemleriyle kanıtladı ve gerçekleştirdi O.
Titanik - Buzun Ağırığı
Buzun ağırlığı nasıl giderilir? Tartışma istemeyen eritme işlemiyle. Uçakların buzla örtülmesini önlemek için çok önemli bir bakım gerekçesi uygulanır: Buzu eritip çözen bir sıvı (etilen glikoz) serpilir uçağa. Bu önlem alınmazsa buz baştanbaşa uçağı sarar, her yanında gittikçe kalınlaşan sert bir tabaka oluşur. Bu gereksiz ağırlık tehlikeye çağrıdır. Koşuya koyulan sporcu hiç ağırlık vermeyen incecik iplikten dokunmuş  bir fanila giyer. En önemsiz sanılan ağırlık bile koşucunun üstünde yüke dönüşür. Tenis türünden sporlara katılanların vücut ağırlığını sürekli olarak denetlemesi zorunludur. Ters durumda çeviklik ve tetiklik yitirilir. Her alanda fazla ağırlıktan kaçınılır. Beden ağırlığını kilo vermeye dönüştürebilenin yararı elbette çoktur. Fazla kiloların zararı her yerde belirtiliyor. Bunlar çeşitli hastalıklara neden olabilir.

Fiziksel ilişkilerde gözlenen bu ilkenin ruhsal ilişkilere uygulanması şöyle betimlenir: “Her tür ağırlığı ve kolaylıkla kuşatabilen günahı üstümüzden atalım. Önümüzdeki koşuyu katlanışla koşalım. Gözlerimiz imanımızın Önder’i ve yetkin kılıcısı İsa’ya bakar olsun” (İbraniler 12:1,2). Varlıkta Tanrı düzenine ters giden, ona karşıt düşen günah ağırlığı en baskıcı yüktür. Yaşamındaki günahın böylesi bir yük olduğunu hiç düşündüğün oldu mu? Kafanda yüreğinde taşıdığın büyük küçük her günah eninde sonunda canını sonsuz mahva sürükleyecek olan korkutucu yüktür. Bundan sıyrılmanın gereği Tanrı’nın senden kesin isteğidir, çünkü günah Tanrı’ya iğrençliktir.

Can tatlıdır. Kişi onu tehlikeye atmak istemez. Ama gelgelelim varlığı sarsan, onu uçuruma iten yıkıcı etken her an karşında duruyor, sinsi sinsi sırıtıyor, ruhunu içten kemiriyor. Özvarlığı kutsallık olan Tanrı’yı en önde üzen bozukluk, günahlılığın ve günahındır. Günahın kaynağı kökeni şeytan, yani iblistir. Canın düşmanı. Yaradan’ın her işine ve eylemine karşı savaşan iblis O’nun özgür yarattığı insanı yıkıma sürüklemeyi amacı kıldı, kurnazlıkla ona günahı soktu, Yaradanı’ndan kopardı.

Günah, kaldırılamayacak kalınlıkta buz tabakası gibi tüm varlığını sarmış. Aklın, düşüncen, görüşün günahla kaplı. Canın günahla dolu. Ağzın günah sözleriyle yüklü: Yalan, düzen, yemin billah, iftira, lânet, sövgü, aldatı, her çeşit dolap ve daha neler! İşin, davranışın günahla yüklü. Başarabildiğin övünçlü ve geçerli işlere karşı bir sürü kötülük ve yolsuzluk çirkin yüzünü göstermeye her an hazır! Acıklı gerçek, günah ağırlığının güngünden yoğunlaşmasıdır. Öte yandan, Yaratanı’yla sağlıklı ilişki özleyen ruh içerde inim inim inlemekte.
Giderek kalınlaşan günah tabakasını nasıl eritebileceksin? Günah kavramı geneldir. “Günahımız  yoktur  dersek  kendi  kendimizi  kandırırız  ve  gerçek  bizde  barınmaz” (I.Yuhanna 1:8). Dinler töreler günah tutsaklığının istenmeyen bir kötülük olduğunu tanır, kendine göre bir kefaret yolu öğretmeye çalışır. Ama şimdiye dek hiçbir din kendi bağlısına günaha karşı kesin yengi sağlayamadı, işlenen günahların silindiğini, insanın özgürlüğe kavuştuğunu, sonsuz yaşam güvenliğinin kesinleştiğini bildiremedi. Çünkü Tanrı karşısında olanaksızdır bu.

Öylesi ağırlığı taşıyarak uçmaya başlayan uçaklara kötü sonuçlar getiren buz tabakası gibi günah da aklı, dili, eylemleri çelmiş, hem de her gün, her an kalınlaşmakta, yüreği baştanbaşa nasırlaştırmakta. Çoğu kez kişi bundan bilgisiz; çünkü varlığın derininde günah pinekleşmiş. Hayır sevap, din-töre, elbise, şapka, sakal, bıyık günahın bulucusu ve etkileyicisi şeytana vız geliyor; “Oyalanın siz bunlarla” diyor, “Ben işimi nasıl sürdüreceğimi iyi bilirim!” İblis böyle tiye alıyor savunmasız insanı. Bazıları bedenine ıstırap çektiriyor, bir çözüm getirebilir düşüncesiyle şeytanı taşlıyor. Kısır döngü sürüyor. Bazı gafil gençler Satanist oluyor. Günah, korkunç bir kasırga gibi her yanı kasıp kavuruyor. Nedir toplumun, kişinin çektiği çileler zinciri? Tümünün gerisinde günahın amansız egemenliği har vurup harman savurmakta.

Kimi emekçi kardeşin uğraşı hamallıktır. Ağır yük altında ezilenin durumu elbette üzücüdür. Kimi yaşam boyu borç ağırlığı taşır, borçtan sıyrılamaz. Kimi yaşam boyu her tür başarısızlığın ağırlığı altındadır. Elini neye sürse bir sonuç bulamaz. Acırız bu kişilere. Kardeşi Habil’in etkin inancına karşı ayranı kabaran Kain Habil’in canına kıydı; ilk katil oldu. Bu adam yaşam boyu kan akıtıcılık suçunu taşıdı. Daha bir sürü ağırlık vardır. Ama en korkunç ağırlık günahtandır. Ve işin üzücü yönü, ademoğlu bu ağırlığın farkında değil! Özgür kılınmayı aramaz. Oysa Tanrı’nın kişiye önemle vurguladığı gerçek, günah ağırlığının cana sonsuzlar boyu işkence çektireceğidir.

Karbon monoksitin öldürücü gaz olduğu gibi, günah da ruha ölüm sıkan kahredici şırıngadır. Ademoğlunu her tür armağanla donatan Yaradan’ın sağladığı yaşam en üstün değerdir. Kurtarıcı Mesih insan yaşamının tüm dünyadan daha üstün önem taşıdığını vurgular. Öz niteliği kutsallık olan yüce Tanrı’yı en çok üzen sorun kişinin öz yapısını kemiren  günah bozukluğudur. Gücüne, yeterliliğine yaraşan eylemlerle günaha karşı akılları şaşırtan kurtulmalığı sundu O. Yücelerden, öncesiz Sözü, biricik Oğlu İsa Mesih’i insan bedeninde dünyamıza gönderdi. Günahsız Mesih senin günahın için de öldü. O kalın buz tabakasını kaldırmak, varlığını kutsallıkla donatmak Mesih’in temel isteğidir. Tanrı’nla kesin barışa sadece böyle kavuşabilirsin. Ölüler arasından dirilen Rab İsa Mesih’in günahı arıtma gücü kesin ve tümdür. Elbette O’nu imanla değerlendirene: “Çünkü atalardan gelme boş yaşayışınızdan, yozlaşan gümüşle ve altınla kurtulmadığınızı biliyorsunuz. Tersine, lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in değerli kanıyla kurtuldunuz. O, dünyanın kuruluşundan önce bilinmişti, ama çağların sonunda sizin yararınız için açıklandı” (I.Petros 1:18-20).

Merhamet İnayet - Arınma Kapısı

Merhamet İnayet

Heriki ayağı sakat, yoksul insan kardeş gelip gidenin sıklaştığı kapı kenarında oturmuş, ‘Merhamet, merhamet!’ diyerek gereksinimini dile getiriyor, dinsel göreneğini uygulamaya gelenlerden yardım bekliyor. Bazısı önüne azıcık para atıyor ama çoğu, ‘İnayet ola!’ temennisini yapıştırarak geçip gidiyor. Vicdanın sesini bir yana iterek karşısındaki yükümlülüğü hasıraltı etmenin kolaydan kaçamağı. Sorun enikonu incelenince hem dileğin, hem de verilen yanıtın üzücülüğü belirgin olur.

Profesyonel dilenci var, işsiz aç yoksul insan kardeş var. Bu işi meslek edinenlerin amacı çalışmadan, emek harcamadan gelen gidenin merhametinden yararlanarak çıkarabildiği kadar para toplamak. İkinci sıradakilerse dileğini utanarak, çekinerek dile getiriyor ve acısına ortak arıyor. Öte yandan, o büyük kapıdan içeri girenlere bakıldığında kimisi canına sevap değsin diye azıcık para bırakıyor, kimisi de inayet ola temennisini din ilişkisinde geçer akçe yapıyor. Cömertçe kullanılan bu deyimin cömert yürekle hiçbir ilgisi yoktur. Bu kişilere inayetin ne olduğu, neyi kapsadığı nasıl anlatılmalı, onu neyle betimlemeli?

Merhamet, İnayet. Çağdaş dille ilkinin anlamı acımak, sonranınkiyse kayrayla-lütufla davranmak. İkisinin de taşıdığı anlam geniş kapsamlı. İlki, karşıdakinin derdine katılmak. İkincisi, kayırmak kökeninden gelen söz. Yüksek tutulan birinden sağlanan karşılıksız etkin iyiliğe böyle denir. Caddede-kapıda yardım dileyenin de, bol keseden ‘İnayet ola!’ sözünü tekerleyenin de somut merhamete, inayete gereksinimi belirgin. Ne biri ne de öbürü insan sağlayışıyla karşılanamaz. Yoksul kişi de para babası da, orta hallisi de merhamet diye bağırsın, yüceden kaynaklanan inayeti imanla değerlendirsin, buna sığınsın.

Canı merhamete muhtaç olan, azıcık paraya avuç açan değil, sensin, herkestir. Bol keseden ‘İnayet ola!’ yı savuran elisıkı kişi ‘İnayet’ in gerçek niteliğini kavrayınca imanla ona sahip çıkar, eğilip şükranla Tanrı’ya tapınır. Her ulustan her soydan, her sınıftan her kuşaktan kadın erkek merhametin kaynağı, inayetin hazinesi sevecen Kurtarıcı’ya koşsun, O’ndan esenlik dilesin. Çünkü kutsal-adaletli Tanrı’nın karşısında aç, çıplak, yoksul, düşkündür. Önemsiz sayılan, ya da çokluğundan yakınılan günahlar adaletli Tanrı’nın katında en ağır yargıyı, sonsuz öfkeyi getirir. Kesinlikle ayrımsız olarak.. İnayeti ırmakların suyu gibi cömertlikle akan Tanrı’nın önünde para-mal kıtlığı ya da bolluğu, din eksikliği, sevap azlığı, ateizm hiç önem taşımaz. Bunlardan daha önemli gerekler var. Yoksulluk varlığının derininde bağıran, her an kendini açıklayan dürtücü çalkantın. Nedir bu? İçte canın inliyor; çünkü icaplarını karşılamaya çalışıyorsun, belki hayır-sevap işliyorsun, bol tarafından övülüyorsun ama öz varlığın ‘Merhamet!’ diye haykırıyor. Günahının yükünü taşıyorsun; kesin affın, doğrulukla donatılmanın parlak gönencine hiçbir yolla erişemiyorsun. Çok tatlı, zevkli, saygın bir yaşam sürsen de içindeki boşluk yücelerden gelen inayeti aramakta.

Karın açlığını, beden çıplaklığını belki de konutsuzluğunu bilen kişi ‘Merhamet!’ diye bağırmaktan kendini alamaz. Ama canının barış ve esenlikten, her duyguyu aşan erinç ve güvenlikten büsbütün yoksun olduğunu kestiremeyen insan gerçekçi ruhla ‘Mermamet!’ diye haykırmayı kendine yediremez. Sırası, sanatı, geliri, eğitimi, toplumdaki yeri ve herkesçe övülen dinselliği ona ‘Merhamet!’ dedirtmez. Nasıl dedirtsin? Onun her şeyi tıkırında. Tüm düşüncesi taşıdığı özelliklerde odaklanır. Ne var ki, kesin içtenlikle merhamet dilemeden göksel inayetin gönencine sen de gelemezsin. Aç-susuz gün yitirir, eliaçık Tanrı’nın karşısında daima gereksinimli kalırsın. Belki de kısır döngüde oyalanır durursun.

Yaratan’a olsun, insan kardeşe karşı olsun işlenen günahlar zinciri yaşamı sağlıklı ilişkilerden koparmış. Çöl ortasında kalmış biri gibisin. Gözle görülen maddesel-dinsel bolluk ve doluluk canının derin arzusunu karşılayamıyor. Ama durumu çok iyi bilen iç dünyan ‘Merhamet, merhamet!’ diye her gün inliyor. Bu bağırma içtenlikle dile getirilmeden gökkubbeden rahmet inmiyor, susuz can sulanamıyor. Herkese sevgiyle yaklaşan Tanrı’nın kurtarıcı İsa Mesih aracılığıyla uzattığı inayet.. O işlek kapının kenarında oturan yoksul insan, kayıtsız yurttaştan kupkuru ‘İnayet ola!’ temennisini alıyor. Öte yandan Tanrı’nın kurtarış kapısına alçakgönüllülükle, günahtan dönme isteğiyle, arıtılma dileğiyle, iman dolu yürekle yaklaşan çökkün günahlı bol inayete kavuşuyor. Bu bulunmaz gönence erişemeyecek tek kişi düşünülemez. Sen de günahlarının affına kavuşan Davut peygamberin sevinciyle coşabilirsin. Tanrı kayrayla onun suçlarını bağışlayınca göksel armağanın gönencini coşkuyla kutladı: “Ne mutlu isyanı bağışlanan, günahı örtülen insana! Suçu RAB tarafından sayılmayan, ruhunda hile bulunmayan insana ne mutlu!” (Mezmur 32:1,2).

“Tanrı’nın kurbanları ezilmiş ruhtur. Ya Tanrı, ezilmiş ve paralanmış yüreği hor görmezsin.. Bende temiz yürek yarat, ya Tanrı. İçimde sağlıklı ruh yenile... Bana kurtarışının sevincini geri ver, yardıma hazır ruhla beni destekle... Ey canım, RAB’bi kutsa, ey içimdeki her duygu, O’nun kutsal adını kutsa. Ey canım, RAB’bi kutsa ve iyiliklerinin toplamını unutma. Tüm kötülüklerini bağışlayan, bütün hastalıklarını sağlığa dönüştüren... Doğu batıdan ne denli uzaksa, o denli uzaklaştırdı bizden isyanlarımızı” (Mezmur 51:17,10,12; 103:1-3,12).

Tanrı’yı hoşnut edenin dileği-teşekkürü budur. Arıtılma salt inayetle bütünlenir, Mesih’in kurbanlık kanıyla geçekleşir. Peygamberlerin toplamı günah affını böyle tanıdı ve tanıttı. Hak Yargıç’a bilinen her sınırı aşan bir borcun var: Çiğnediğin yasalarına etkin karşılık nerededir? Önünde bir seçenek duruyor. Seven Tanrı sana yaklaşıyor: “Oğlum Mesih senin kefaretin oldu, tüm günah borcunu ödedi. Armağanımı imanla kabul etmez misin?” Belki sen de genel seçeneğe uyarak, “Gerekli değil! Borcumu dinimin icaplarıyla, hayır-sevapla ödeyeceğim” diyorsun. Sevgili dost, iğneyle kuyu kazmaktan vazgeç, Tanrı’nın inayetini kabul et. O şöyle der: “Kurtuluş kuyularından sevinçle su çekeceksiniz” (Yeşaya 12:3).“Çünkü iman ederek kayrayla kurtulmuş bulunuyorsunuz. Bu kendi başarınız değildir, Tanrı armağanıdır. Kişinin yaptığı işler nedeniyle değil. Öyle ki, kimse övünmesin” (Efesoslular 2:8-9).

Arınma Kapısı
 
Eskiler konuksevere ‘Kapısı Açık’ demiş. Kapısını başkalarına kapalı tutana da ‘Kapısı Duvar’ demiş. Kapısız yer düşünülebilir mi? Eski ve yeni uygarlıkları birleştiren geçittir kapı. Ne ulus ayrımı bilir, ne de toplum başkalığı. Kapı dünya çapında bilinir, kullanılır sağlamı yapılır. Çeşit çeşit kapı vardır: Büyük kapı, küçük kapı, özenişli saray kapısı, altın işlemeli kapı, güçlü kuvvetli kale kapısı, kilitli dükkan kapısı, sürmesi içeride konut kapısı, savunmasız kulübe kapısı, komşu kapısı, koyun ağılı kapısı, vb.

Bir de soyut anlamlı kapılar vardır. İsa Mesih şu gerçeği tanıttı: “Çoban koyunlarını adlarıyla çağırır ve onları dışarı yöneltir. Kendininkilerin tümünü yola koyunca onların önünden yürür, koyunlar da ardı sıra giderler. Çünkü sesini tanırlar. Bir yabancının ardı sıra gitmezler; tersine, ondan kaçarlar. Çünkü yabancıların sesini tanımazlar... Ben koyunların kapısıyım” (Yuhanna 10:3-5,7). İsa Mesih Tanrı’nın katını kutsallık kapsamında parıl parıl parlayan çok güzel, şatafatlı bir konuta benzetir. Oraya girmek sadece bir kapıdan geçmekle gerçekleşebilir ve hiçbir şüpheye, acabaya meydan bırakmadan kendisinin Tanrı katına götüren kapı olduğunu belirtir. Günahtan arınmanın, Tanrı’yla barışmanın, cennete kavuşmanın sadece bu kapıdan geçmekle sağlanabileceğini vurgular.

Koyunun saflığından, zararsızlığından esinlenerek dile bazı kaba deyimler sokulmuş: Koyun gibi adam! Koyuna bak! Koyundan farkı yok! Tanrı’nın benzerliğinde yaratılan insan kardeşi aşağılayayım derken koyun aşağılanır böylece. Günahlı, kötülüklü insanın asıl benzetilebileceği yaratıklar başkadır: Tavus, tilki, sırtlan, yılan, akrep, sinek. Ne yazık, birçok günahlının davranışı bu sıradan değil mi? Suçluluğunu, günahtan arıtılma zorunluluğunu kavrayamayan birey çeşit çeşit kapıdan geçerek tanrısal kutsallığın görkemine ulaşmaya didinir. Ama bunu başaramaz. Çünkü günahlı can hiçbir koşul altında Tanrı’nın önünde beliremez.

Günahsız Mesih bireye koyun kuzu gibi olmanın yararını belirtir. Koyun gibi kötülüksüz, kinsiz, hilesiz biri olmayı istemez misin? Kutsal Tanrı’nın buyruğu budur. Etik kurallarının özü de budur. Ademoğlu kudurgan, paralayıcı, yutucu, kandırıcı, sömürücü, gösterişçi biri. Her tür kurnazlığın, bencilliğin, kinciliğin, derindeki kirliliğin giderilmesi şu geçici yaşamın temel gereği. Tanrı varlıkta insanı-meleği imrendiren somut sonucu gerçekleştirmeye yücelerden Mesihi’ni gönderdi. Yahya peygamber O’nu şöyle tanıttı: “İşte dünyanın günahını kaldıran Tanrı Kuzusu!” (Yuhanna 1:29,36). Tanrı Kuzusu Mesih kurtarmalık kanıyla arıtılıp kendisine bağlanana bambaşka yöntem ve özellik sağlar, parlak sonsuzun kapısını açar. Buna yeniden doğuş denir. Günahlıyı nasıl kurtaracağını öncesiz çağlardan sınırsız  bilgeliğinde  tasarlayan  Tanrı bu etkin eylemi peygamberleri aracılığıyla bildirmişti:

“Sizlere yeni yürek vereceğim, içinize yeni ruh koyacağım. Taş yüreği bedeninizden çıkaracağım, sizlere et yürek vereceğim. Ruhum’u içinize koyacağım; sizleri yasalarımla yönelteceğim. Yargılarımı tutacaksınız, hem de uygulayacaksınız” (Hezekiel 36:26,27; 11:19). Varlığın dışında kayıtlı Tanrı, devlet, toplum yasalarına tecavüz zor değil; gelgelelim yeniden doğuşta Kutsal Ruh’un cana işlediği yasaları kişi giderayak bozamaz. İçerde yazılı yasa koruyuculuk, savunuculuk görevini üstlenir, bireye etik kurallarını çiğnemenin her tür düşüklüğünü gösterir, onları savunur.

Koyun tek başına yaşayamaz. Bakıma, güdülmeye, savunulmaya gereksinimi çok iyi bilinir. Koyunların güdücü yönetiminde, esenlik düzeyinde yaşaması toplumda kişilerin sevgi ve barış ilişkisinde yaşaması gereğini betimleyen güzel bir örnektir. Ademoğulları bunu başarabilmekten çok ırak. Çünkü tümü de günahlı. Üstelik aşağılayıcı sözlerle koyunu kuzuyu kınamasını çok iyi bilen bir varlık. Tanrı’nın ilgisi ademoğullarını bu çıkmazdan özgür kılıp kendisine çekmektir. Bu doğrultuda hiç bilinmeyen parlak bir kapı açtı O. Seni de o görkemli kapıdan girerek yaşam bulmaya çağırıyor. “Ben kapıyım” demenin yanı sıra İsa Mesih şu yetkili sözü de ekler: “Yol da, Gerçek de, Yaşam da Ben’im. Ben aracı olmadan hiç kimse Baba’ya gelemez” (Yuhanna 14:6). O’nsuz gidiş yok, bilgi yok, yaşam yok. Unutulmasın, gerçek öncesiz ve sonsuzdur; yalansa insan tarafından icat edilmiş uydurmadır. Başka bir yerde şu Söz belirtilir: “Mesih Tanrı’ca bizler için bilgelik kılındı” (I Kor.1:30).

İsa Mesih hırsızların genellikle başka açıklıklardan içeri girdiğini beliritir: Pencereden, bacadan, yeraltı deliğinden, vb. Oysa Tanrı’nın atadığı kapıyı değerlendirip oradan giren, dosdoğru Tanrı katına çıkar, oranın sürekli konuğu olur, canına en çekici otlağı bulur. Sevginin, güvenliğin, esenliğin barınağıdır Kurtarıcı Mesih’in kendisine iman edeni ilettiği tanrısal konut. Orada bulunana korku, güvensizlik, adaletsizlik, kadercilik hep dışlanmıştır.

Bir de yasak kapılar vardır. Herkes her kapıdan içeri dalamaz. Ama seven Yaratan’ın tüm insanlığa açtığı parlak kapıdan varlıklısı da yoksulu da, erkeği de kadını da, herkes girebilir. Tek kişi bile geri çevrilmez. İnsan canının günah çöllüklerinde dolanıp durduğu şu bozuk-düzen çağda bu kapıyı değerlendirenin gönenci en parlak aşamaya gelmektir. O kapıdan gireni Tanrı’nın parlak şölen sofrası serili bekliyor. Bilinen sofraların tümünden daha görkemlidir o. Her tür mazereti bir yana itip tanrısal şölene katılan şimdiden sonsuzun gönencindedir.

Derme çatma, temelsiz yetkisiz kuramlar hiç kimseyi Tanrı’nın katına yöneltemez. Sadece O’nun atadığı arınma kapısından tövbeyle, alçakgönüllülükle, Mesih’e imanla giren kutsal kata çıkabilir. Büyüklenenin boyu oradan geçemez. Tanrı’yla barışma kapısı engin yüreklileri arar. Bu aynızamanda insan kardeşle barışma kapısıdır. Bozuk insan ilişkileri varlığın temel sorunlarından biri değil mi? Günah karanlığından kutsallığın aydınlığına çıkaran tek kapı sorunlarımızı geride bırakır. İncil’deki isteklendirme şu sözlerle sana da ulaşıyor: “Tanrı’nın bizim için açtığı yeni ve diri yol olan perdeden, yani İsa’nin bedeninden girelim” (İbraniler 10:20). O’nun bedeni yaralanan, kanını akıtan, ölüp gömüldükten sonra üçüncü günde görkemle dirilen kutsal bedendir. Senin bu kapıdan Tanrı’ya yaklaşabilmen için bedenini senin yararına kurbanlık kılan Mesih’e iman etmek varlığın-sonsuzun en yüce kararıdır.